Browse By

Tag Archives: sermaye

Genel Zeka Üzerine

Bizim sorunumuz, bugün üretim sürecinin teknik gereği olan zekânın mülki kamusal karakterinin, yeni bir demokrasi ve kamusal alan biçimi için gerçek temel olup olamayacağıdır, yani devlet ile onun “siyasi karar alma tekeli” üzerinde dönmekte olan bir kamusal alanın antitezi olup olmayacağı. Bu soru için iki ayrı ama birbirine bağlı taraf vardır: Bir yandan, genel zekâ kendisini otonom bir kamusal alan olarak, yalnızca metaların üretimi ve ücretli emekle rabıtası çözülürse olumlayabilir. Öte yandan, kapitalist üretim ilişkilerinin yıkılışı, ancak devletin dışındaki kamusal alanın ve genel zekâya bağlı olan politik bir topluluğun kuruluşuyla kendini gösterebilir.

Gezi’nin Beşinci Yılında Kapitalist Devlet Teorisi İçin Serbest Vezin Bir Prolegomena

Bu anlamda, devlet teorisi kapitalist devletin ve kolektif donanımların icra biçimlerine, nasıl işlediğine odaklanmalıdır. Tecelli etmeyen bir demokrasinin yarattığı melankolik yenilgi hissini dağıtmak için, bu hissin kendisinden doğduğu mücadelenin yenilgisinin gerçek nedenleri anlaşılmalıdır. Ancak bu şartla otoöğrenim ve kolektif analitik çalışma, bir siyasal terapi olabilir ve belki de yeni bir devrimci atılımın tetikleyicisi olacak kurumları, yani her türden kolektif fail-tertibatı yaratabilir. Nihayetinde düşmanın suretini tanıma olarak devlet teorisini inşa etme girişimi, çarpık bir imgede kapsanmış kendi gündelik yaşam pratiklerimizin, kendi mücadelemizin ve kudretsizliğimizin analizinden başka bir şey olmayacaktır.

Bir Sınıf Mücadelesi Teorisi Olarak Marx’ın Kriz Teorisi

Marxist teoriye dair yorumumuzun temel çıkış noktası; birikimi, işçi sınıfı mücadelesi tarafından her zaman inceden inceye ve tekrar tekrar tehdit edilen kapitalist kontrol sisteminin genişletilmiş yeniden üretimi olarak görmektir. Dolayısıyla kriz, aslında bu sistemin parçalanması ve işçi sınıfının özne olarak gelişiminin pozitif bir sonucudur. Bu çerçevede devrim, sermayenin uygun bir yanıt bulamadığı, “işçi sınıfı tarafından üretilen” bir kriz olarak anlaşılmalıdır.

Yapay Zeka, Robotlar ve Sınıf Mücadelesi

Gezegen düzeyinde yaşadığımız döneme damgası vuran eğilim sözleşmeci kapitalizmin sonudur, öyle veya böyle. Sonuç olarak, iş sözleşmesinin karşılıklılığından, finansal şiddetin tek yanlılığına geçtik ve geçiyoruz. Ve bu, ortak olana (the commons) el koyma üzerinden yürüyen bir süreç. Buna genel anlamda yeni bir ekolojik yağma diyebiliriz. Göstergelerin, teknik makineler kadar toplumsal makinelerin, estetik ürünlerin, imgelerin, dilin vs. de ekolojinin bir parçası olduğunu kabul etmek kaydıyla. Bu yüzden şu anda en önemlisi, sosyalin üreticisi olan yeni proletarya öznelliğinin fenomenolojisini yapmak ve özel mülkiyet, emek, para, değer vs. açısından yarattığı krizi analiz etmektir. Bu da Marx’ın kendi kavramlarının ötesine geçen, ama yine de Marksist olan yeni kavramlara başvurmayı gerektirir. İyiden iyiye tökezleyen kurumsal sol strateji ve taktiklerin ötesine geçen yeni strateji ve taktikler, böyle bir fenomenolojiden çıkacaktır.

Öznellik ve Kriz: Kapitalist Krizin Mekanizmaları

Sermaye açısından tahrip edici değişimlerin, yani öznellikte meydana gelen antagonistik dönüşümlerin birikimi, toplumsal düzeyde çatışmayı ve antagonizmayı derinleştirdikçe bir karar anı gelip çatar. Bu karar, yeni bir yapısal uyum ile sermaye döngüsünün öznelliği uyumlu bir tarzda yeniden üretmesi ile bu dönüşümlerin kapitalizmi yıkacak bir devrimler dizisine doğru tutarlı kılınması arasındadır. Bu karar anına doğru ilerlediğimizi düşünmek için birçok belirti günümüzde mevcuttur. Fakat sermayenin komutasını yıkmak istiyorsak, öncelikle gündelik yaşamdaki moleküler direnişlere hakiki konumunu vermek ve buradan başlayarak bir devrimci hareketin inşasını düşünmek zorundayız. Kapitalizmde oluşan çatlakların, tekil direnişlerin, öznellikteki moleküler dönüşümlerin kesişimlerini sağlamak nasıl mümkün olabilir? Bu ne bir ideoloji, ne bir parti, ne bir devletin ele geçirilmesi, ne de başka bir dünyanın imkânı sorunudur. Yeni bir yaşamın, halihazırda tomurcuklanmış ve tomurcuklanmakta olan bu direnişlerden itibaren burada ve şimdi yaratılması sorunudur. Gösterebildiyse, bu makalenin bütün amacı, böyle bir yaratım ve kesişim politikası için egemen bakış açılarından kurtulmamızın gerekliliğidir. Kapitalist kriz, bizim yarattığımız bir krizdir, bu krizi derinleştirmek ve devrimci bir kristalleşmeyi tetiklemek için gündelik yaşamdaki direnişlerimizi yoğunlaştırmaya, ortaklaştırmaya ve onların başkalarının yaşamlarında da dönüşümü tetikleyecek şekilde ifadesinin olanaklarını geliştirmeye ihtiyacımız var. Hic rhodus, hic salta.

Ekonomi ve Öznelliğin Üretimi

Maurizio Lazzarato Çeviren: Ecehan Alioğlu Marx, çalışma [work] ile metalara dair bulmacanın çözümünün anahtarını, zamanın öznellikle ilişkisinde, “zamanın” bir tür “kristalleşmesi”nde gördü. Sinema, video ve dijital teknolojiler, zamanın farklı bir kristalleşmesini ortaya atar: mekanik ve termodinamik makinelerin aksine, zamanı genel olarak değil fakat algılama, duyumsama ve

Ekim Devrimi’nin Yıl Dönümünde Heterodoks Bir Leninizmin Aciliyeti

Leninizmin yaşayan ve Lenin’i bizim çağdaşımız kılan yanı, onun bu ayna imgeyi aşan bir militan öznellik üretme, yani stratejinin son uğrağına verdiği aşırı değerde bulunur: Öznelliğin politik ifadesini, öznelliğe karşı döndürmek, yani onu kapitalizmden çıkış için devrimci bir stratejiye dönüştürmek. Küresel düzeyde sağın yükselişi, faşizmin yoğunlaşması gibi içine girdiğimiz dönemi belirleyen koşullarda, eğer öyle dememize izin verilirse Leninist görevimiz, sahip olduğumuz öznel kudretleri, komünizm için örgütlemeyi öğrenmektir. Bu görev, görünür toplumsal hareketlerin reformist taleplerinin ötesine nasıl geçebileceğini düşünmeyi zorunlu kılıyor: Gelmekte olan toplumsal çalkalanmaya hazırlanmak, onu önceleyen toplumsal hareketlerin sunduğu somut fenomenlerden hareketle hakiki eğilimleri saptamak ve bu eğilimleri komünizm için eklemlemek. Bizim gibi komünistler, yeryüzünde kapitalizmin kötücül egemenliğinin sonuçları olan ekolojik tahribat, incelikli sömürü biçimleri, savaşlar, ırkçılık, ataerkil tahakküm, borçlandırma, kılcal gözetim ve denetim biçimleri, heteroseksizm vs. gibi her düzeyde ortaya çıkan karmaşık sorunlarla uğraşmakla mükelleftir.

Kognitaryanın* Özneleşmesi

Franco ‘Bifo’ Berardi Çeviren: Nalan Kurunç Son yıllar çağdaş özneleştirmenin yeni bir tekno-sosyal yapısına tanıklık etti. Ben de içinde bulunduğumuz çağda otonom ve kolektif bir öz-belirleme sürecinin mümkün olup olmadığını sormak istiyorum. 1990’larda İtalyan post-operaist düşüncesiyle (Paolo Virno, Maurizio Lazzarato, Christian Marazzi) ilişkilendirilen “genel zekâ”

Akademi ve İktidar: Proleterleştirme, Sömürgeleştirme, Cinsiyetlendirme

Oğuz Karayemiş Bu yazı, akademi ve iktidar oluşumlarının ilişkisine dair sorunsallaştırmaya bir katkı olarak düşünülmüştür. Devamında gelen analiz çabasının göstermeye çalışacağı gibi, akademi ve akademik üretim ile kapitalizm, sömürgecilik, ataerki arasındaki ilişkiler fazlasıyla klasik şablonlarla ele alınmakta ve sorunsallaştırıcı olmaktan ziyade şablonların uygulanmasına dayanmaktadır. Akademideki

Günümüzde Otonominin Anlamı Nedir?: Özneleşme, Toplumsal Bileşim ve İşin Reddi

Franco “Bifo” Berardi Çeviren: Nalan Kurunç Bu yazıda ”otonomi” olarak adlandırılan hareketin tarihsel bir tekrarını yapmak niyetinde değilim. Daha çok, “işin reddi” ve “sınıf bileşimi” gibi kavramları ele alarak otonominin karakteristiğini yorumlamak istiyorum. Gazeteciler “operoismo” [işçicilik] sözcüğünü genellikle 60’lar İtalya’sında ortaya çıkan hem felsefi, hem