Browse By

Tag Archives: POLİTİKA

“Ben Bir Fikir Hırsızıyım”: Félix Guattari ile Söyleşi

Şu var ki ben, ne evrensel bir araca ne de o alanda iletişimin faydalarına bel bağlarım. Kavramsal bir alanda en arzu edilebilir etki, kavrama düzeninde değil, ancak kesin bir etkililik biçimindedir. “Ya çalışıyordur, ya da çalışmıyordur”. Birinin size aritmetik bir işlem yapmak için küçük bir hesap makinesi verdiğini düşünün. Orada iletişim söz konusu mudur? Size potansiyel bir kullanım aktarılır. Onun izin verdiği işlemler, kullanımıyla alakalı belli bir yetkinlik elde edilir edilmez yerine getirilir. Bana göre, ideoloji veya belirli bir öznellik biçimine gönderme yapmayan, araçlar ve makineler gibi işlev görmesi gereken teorik ifadeler için de aynı şey söz konusudur.

(Duyarlı) Bilinç Ve Zaman: Transhümanist Ütopyaya Karşı

Transhümanizm, varoluş için hesaplamayı yanlış anlayan bir ideolojidir ve tam da bu nedenle felsefi bir aldatmacadan başka bir şey değildir. İnsanlık dışı bunamanın diğer yüzü, hesaplanamaz olanın kaba kuvvetle hesaplanmasının gölgesinde büyür. Artık, zamanın algılanmasının koşulu olan ölüm, yok oluş ve benliğin titreşimsel konumlanışı olan bilinç üzerine düşünmeye başlamalıyız.

Popülizm, Demokrasi ve Neofaşizm: İki Deneme

Demokraside ve faşizmde, iki tarafta da, tekno-ekonomik tahakkümün güçleri son derece rahattır. Bu güçler demokraside, kurumların ve kuralların zayıflığına ve karmaşıklığına güvenebilirler; faşizme gelince de, kendi amaçlarını ona bağlamada zorluk çekmezler. Ancak maddi durum kötüleştiğinde, ilki, ikincinin avı olur, zira halk gereksinimlerinin ve fantezilerinin acilen tatmin edilmesini talep etmek için demokrasinin varsayımlarını reddeder.Uzun vadede, halk aynı zamanda faşizmin kendisine dayattığı şeyden dolayı da acı çeker. Ama bu zaman alır… ve ayrıca bu, burada tanımladığım gibi, halkın varsayımın uygulanmasına girebilecek durumda olup olmamasına da bağlıdır. Bu uygulama zordur ve idollerin çekiciliğine direnmek için belirli bir erdemi gerektirir. Bu erdem, demokraside geliştirmeye çalışmamız gereken şeydir.

Aşırı-Sağ, Kimlik, Halk ve Politika: Jacques Rancière ile Söyleşi

Benim için politika etkili bir biçimde, düpedüz belirli sosyolojik kategorilere ya da toplumsal gruplara uymayan zengin ve yoksul arasındaki bu karşıtlığa, bu mücadeleye bağlıdır: Onlar daha çok bu karşıtlığın sembolik yapısında işlerler. Wall Street’i İşgal Et gibi hareketler, birçok grubun, birçok kimliğin, birçok öznellik biçiminin birleşmesinden meydana gelir. Bu minvalde, ezilenlerin yeri heterojendir, sizin önerdiğiniz gibi çokludur, ancak aynı zamanda bu ezilenler kendilerini neoliberal iktidar yönetimine karşı inşa ederler.

Ortak Dil

Arabasının, yatının, katının, ününün, ünvanının, şöhretinin, kibrinin, bilgi-uzmanlığının, parfümünün, makyajının, bedeninin değiş tokuş edildiği, anlamın bu değiş-tokuşa zincirlendiği bir yaşamdan, bizzat müşterekte olmaya özgülük kapasitesinin, yani yeteneklerini, bilgilerini, becerilerini, müziğini, şiirini, resmini kısaca hissetmesini/anlamasını (hisseden düşüncesini) müşterekte olmaya adama ve özgülük kapasitesinin paylaşıldığı iletişimsel ve ilişkisel bir yaşama geçiş. Varlığa özgü olan varoluşu, müşterekte oluşu talep eden bir ‘biz’ aşkı. Bu aşkın esiri epey insan var hala bu ülkede: çok şükür (işte buna şükredilir). Bu aşkı paylaşan böyle sayısız değerlerimiz, insanlarımız olmasaydı bugün bu coğrafyanın ne hissedişinden, ne anlamasından ne sol geleneğinden ve ne de kültüründen söz edilebilirdi. İnsan ve insanlık ötesi bir uygarlığın yaratılmakta olduğuna inanıyorum, çünkü şunu duyuyorum: başkaldırı çokluğun varolma çabasıdır (hissetmek muazzam bir zenginlik [haz] ve aynı zamanda büyük bir hüzün [acı]).

Gelecekbilim Yersiz, Tarih Karar Verir

Fransa’da 1968’den sonra her düzeyde yoğun bir moleküler devrim dalgası vardı (…). Ancak problem şu ki bu eylem kiplerinin hiçbiri bir başka mücadele düzeyine geçemedi. Diğer mücadele düzeyleriyle, nüfusun diğer kesimlerinin mücadelesiyle olan tek bağ, eski sekter gruplar sistemi, eski parti ve sendika sistemleri olmaya devam etti. Gerçekleşen şey, bu hareketlere katılan entelektüel olmayanlar, deneyimler sırasında sıradan entelektüeller haline gelmesiydi. Dolayısıyla, bu entelektüel olmayanların derece derece kümeleşmesi söz konusuydu –örneğin, hareketin doğal üyesi bazı militan göçmenler zamanla göçmen nüfusunun geri kalanından tecrit edildiler. (…) Bu türden bir deneyimin entelektüellerle belirli gruplar arasında kurulan yoğun ilişkiyle bir ilgisi yok. Fakat eğer bu gruplar bilfiil diğer tüm toplumsal hareketlerden tecrit edilmişse, gerekli bağlantılardan yoksunsa, giderek uzmanlaşma ve yozlaşma süreçlerine neden olurlar. Bu tıpkı durmaksızın kendini kesen bir dalga gibidir.

Gösteriye Direnmek: Karşı Gösteriler ve Görünmez Taktikler

Köstebek gibi, görmek için göze ihtiyacımız yok ve güpegündüz iş görmemize gerek yok. Sadece gösteri yüzeyinin altını iyice kazabilmemiz için araziye karşı hassas hissedicilere, yeraltının gürüldemelerini duymak için kulaklara ve keskin bir buruna ihtiyacımız var. Kamusal imajlar üretmeyi veya tüketmeyi, toplum onayı aramayı, özelleştirilmiş kamusalın diğerlerinin “kamuoyu” formunda onayladığı çarkların (Facebook, Twitter) içine katılmayı reddedebiliriz. Dışarı uzanıp, yanı başımızdaki yolu hissedip, gardlarımızı indirip, her zamanki gerekçelerimizi askıya alabiliriz. Bizi kendi hayatlarımızdan ayıran engelleri kazmak için birlikte çalışırken ancak o zaman kendimizi keşfettiğimiz akışlara bırakabilir, gösteriyi baltalayabiliriz.

Dostlarımıza

İstisna hâlinden kaçmak için gösterinin kucağına düşmeye, çıplak şiddetten korunmak için çoktan mezara verilmiş hukuk devletine ihtiyacımız yok. Ama her şeyi cesur, mesafeli ve gerçekçi bir şekilde yeniden değerlendirmeye, (öz)eleştirel cesarete ihtiyacımız var. Devrimci mücadeleyi ilerleten şey, geçmişteki başarılara melankolik bir bağlılık ya da geleceğe duyulan pasifist bir güven değildir. Aksine. Geçmiş mücadelelerdeki hataların acımasız eleştirisi ve gelecek için yeni strateji ile taktiklerin hem teorik hem de pratik inşasıdır. İçsavaşın güçlerinin, bizim kudretimizin gerçekçi bir değerlendirilişidir. Verili siyasal alandan kopuşun ve sermayeye karşı antagonizmanın tetiklenmesi ile içsavaş cephelerini baştan başa yarabilecek bir siyasetin yaratılmasıdır. Bu yüzden liberal veya sosyal demokratların demokrasisinin, burjuva parlamenterizminin arkasından ah vah etmiyoruz.

Kıyamet Günlerinde Direniş, Eleştiri, Sanat ve Arzu

Nalan Kurunç 20 Kasım 2016 tarihinde Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde “Kıyamet/Kıyam Et”  sergisi kapsamında gerçekleşen ‘Umulmadık Topraklarda Başka Dünya Kaygısı: Sanat ve Psikanaliz’ paneli sunum metninden yola çıkarak kaleme aldığım yazıdır. Kıyamet denince aklıma inananların sorusu geliyor: Kıyamet ne zaman kopacak? Dünyevi yargılamayı önceleyen bizler açısındansa bugünleri

Humanizmin Krizi, İnsancıl Aklın Eleştirisi: Miguel Mellino ile bir Söyleşi

Çeviren: Doğukan Bingöl Clinamen: 2015’de, bir dizi olayın Avrupa’nın alışılagelmiş imajını sarstığı sırada meydana gelenleri hatırlayalım; Charlie Hebdo dergisine saldırıdan; referandumun ardından hepimizin yardım için Avrupa’nın seferber olacağını umduğumuz Yunanistan sorununa; ve sınırlayıcı Avrupa politikalarına rağmen Avusturya ile Almanya’da göçmenlerin çoğu kez kucaklayıcı bir tutumla kabul