Browse By

Tag Archives: POLİTİKA

Gösteriye Direnmek: Karşı Gösteriler ve Görünmez Taktikler

Köstebek gibi, görmek için göze ihtiyacımız yok ve güpegündüz iş görmemize gerek yok. Sadece gösteri yüzeyinin altını iyice kazabilmemiz için araziye karşı hassas hissedicilere, yeraltının gürüldemelerini duymak için kulaklara ve keskin bir buruna ihtiyacımız var. Kamusal imajlar üretmeyi veya tüketmeyi, toplum onayı aramayı, özelleştirilmiş kamusalın diğerlerinin “kamuoyu” formunda onayladığı çarkların (Facebook, Twitter) içine katılmayı reddedebiliriz. Dışarı uzanıp, yanı başımızdaki yolu hissedip, gardlarımızı indirip, her zamanki gerekçelerimizi askıya alabiliriz. Bizi kendi hayatlarımızdan ayıran engelleri kazmak için birlikte çalışırken ancak o zaman kendimizi keşfettiğimiz akışlara bırakabilir, gösteriyi baltalayabiliriz.

Dostlarımıza

İstisna hâlinden kaçmak için gösterinin kucağına düşmeye, çıplak şiddetten korunmak için çoktan mezara verilmiş hukuk devletine ihtiyacımız yok. Ama her şeyi cesur, mesafeli ve gerçekçi bir şekilde yeniden değerlendirmeye, (öz)eleştirel cesarete ihtiyacımız var. Devrimci mücadeleyi ilerleten şey, geçmişteki başarılara melankolik bir bağlılık ya da geleceğe duyulan pasifist bir güven değildir. Aksine. Geçmiş mücadelelerdeki hataların acımasız eleştirisi ve gelecek için yeni strateji ile taktiklerin hem teorik hem de pratik inşasıdır. İçsavaşın güçlerinin, bizim kudretimizin gerçekçi bir değerlendirilişidir. Verili siyasal alandan kopuşun ve sermayeye karşı antagonizmanın tetiklenmesi ile içsavaş cephelerini baştan başa yarabilecek bir siyasetin yaratılmasıdır. Bu yüzden liberal veya sosyal demokratların demokrasisinin, burjuva parlamenterizminin arkasından ah vah etmiyoruz.

Kıyamet Günlerinde Direniş, Eleştiri, Sanat ve Arzu

Nalan Kurunç 20 Kasım 2016 tarihinde Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde “Kıyamet/Kıyam Et”  sergisi kapsamında gerçekleşen ‘Umulmadık Topraklarda Başka Dünya Kaygısı: Sanat ve Psikanaliz’ paneli sunum metninden yola çıkarak kaleme aldığım yazıdır. Kıyamet denince aklıma inananların sorusu geliyor: Kıyamet ne zaman kopacak? Dünyevi yargılamayı önceleyen bizler açısındansa bugünleri

Ekim Devrimi’nin Yıl Dönümünde Heterodoks Bir Leninizmin Aciliyeti

Leninizmin yaşayan ve Lenin’i bizim çağdaşımız kılan yanı, onun bu ayna imgeyi aşan bir militan öznellik üretme, yani stratejinin son uğrağına verdiği aşırı değerde bulunur: Öznelliğin politik ifadesini, öznelliğe karşı döndürmek, yani onu kapitalizmden çıkış için devrimci bir stratejiye dönüştürmek. Küresel düzeyde sağın yükselişi, faşizmin yoğunlaşması gibi içine girdiğimiz dönemi belirleyen koşullarda, eğer öyle dememize izin verilirse Leninist görevimiz, sahip olduğumuz öznel kudretleri, komünizm için örgütlemeyi öğrenmektir. Bu görev, görünür toplumsal hareketlerin reformist taleplerinin ötesine nasıl geçebileceğini düşünmeyi zorunlu kılıyor: Gelmekte olan toplumsal çalkalanmaya hazırlanmak, onu önceleyen toplumsal hareketlerin sunduğu somut fenomenlerden hareketle hakiki eğilimleri saptamak ve bu eğilimleri komünizm için eklemlemek. Bizim gibi komünistler, yeryüzünde kapitalizmin kötücül egemenliğinin sonuçları olan ekolojik tahribat, incelikli sömürü biçimleri, savaşlar, ırkçılık, ataerkil tahakküm, borçlandırma, kılcal gözetim ve denetim biçimleri, heteroseksizm vs. gibi her düzeyde ortaya çıkan karmaşık sorunlarla uğraşmakla mükelleftir.

Humanizmin Krizi, İnsancıl Aklın Eleştirisi: Miguel Mellino ile bir Söyleşi

Çeviren: Doğukan Bingöl Clinamen: 2015’de, bir dizi olayın Avrupa’nın alışılagelmiş imajını sarstığı sırada meydana gelenleri hatırlayalım; Charlie Hebdo dergisine saldırıdan; referandumun ardından hepimizin yardım için Avrupa’nın seferber olacağını umduğumuz Yunanistan sorununa; ve sınırlayıcı Avrupa politikalarına rağmen Avusturya ile Almanya’da göçmenlerin çoğu kez kucaklayıcı bir tutumla kabul

Akademi ve İktidar: Proleterleştirme, Sömürgeleştirme, Cinsiyetlendirme

Oğuz Karayemiş Bu yazı, akademi ve iktidar oluşumlarının ilişkisine dair sorunsallaştırmaya bir katkı olarak düşünülmüştür. Devamında gelen analiz çabasının göstermeye çalışacağı gibi, akademi ve akademik üretim ile kapitalizm, sömürgecilik, ataerki arasındaki ilişkiler fazlasıyla klasik şablonlarla ele alınmakta ve sorunsallaştırıcı olmaktan ziyade şablonların uygulanmasına dayanmaktadır. Akademideki

Yeni Savaşlar ve Özerk Öz-Savunma

Nazan Üstündağ Çeviren: Öznur Karakaş Coğrafya, sosyoloji ve siyaset bilimi alanlarında çalışan bir grup akademisyen, son yirmi yıldır içinde yaşadığımız devleti tanımlamak için “yeni savaşlar” kavramını geliştirdi[1]. Bu akademisyenlere göre, şu anda dördüncü dünya savaşından geçiyoruz, elbette soğuk savaşı üçüncü dünya savaşı olarak adlandırabilirsek. Sovyetler

Barışı Hayal Etmek Hâlâ Mümkün mü?

Ramazan Kaya  “Yolu mezarlıklardan geçmeyen bir barışı özleyen bizim gibi milyonlarca, milyarlarca insan var. Sorun işte şurada: Kurbanların ve ölülerin bedelini yüklenmedikleri bir barış nasıl sağlanabilir?” Zazi Sadou   Adorno’nun da anımsattığı bir paragrafta Péguy, modern dünyada ölümün haysiyetini yitirmesinden söz eder: “Modern dünya, belki

“Ve belki de aşk gerçekten sadece canavarlar içindir” – Michael Hardt ile Söyleşi

Sanem Güvenç-Salgırlı & Kürşad Kızıltuğ Michael Hardt’la bu söyleşiyi Sanem Güvenç-Salgırlı ve Kürşad Kızıltuğ 21 Mayıs 2014 tarihinde Bebek Kahvesi’nde yaptılar. Soruları Sanem, Kürşat ve Nizam birlikte hazırladılar. Özge Serin Türkçe çevirisini yaptı. Biraz geç de olsa sonunda iki dilde birden yayınlayabiliyoruz. ENGLISH | PDF | KINDLE (.mobi)

Günümüzde Otonominin Anlamı Nedir?: Özneleşme, Toplumsal Bileşim ve İşin Reddi

Franco “Bifo” Berardi Çeviren: Nalan Kurunç Bu yazıda ”otonomi” olarak adlandırılan hareketin tarihsel bir tekrarını yapmak niyetinde değilim. Daha çok, “işin reddi” ve “sınıf bileşimi” gibi kavramları ele alarak otonominin karakteristiğini yorumlamak istiyorum. Gazeteciler “operoismo” [işçicilik] sözcüğünü genellikle 60’lar İtalya’sında ortaya çıkan hem felsefi, hem

Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer