Browse By

Tag Archives: KOMÜNİZM

Dostlarımıza II

Önümüzde yeni ve uzun bir yol var. Bu yoldan ne ilk Türkiye’de yürünüyor, ne de yalnız Türkiye’de yürünüyor. Yunanistan, İspanya, Fransa ve bir dizi Akdeniz ülkesinde, ABD’de gerçekleşen mücadele deneyimlerinden süzülen ortak bilgi ile taktikleri Türkiye’de canlandırmanın tam zamanı. Bilhassa onların sona erişlerinden, siyasal etkilerindense akamete uğrayışlarından öğrenerek, bu mücadelenin gösterinin partileri tarafından (Yunanistan’da Syriza vb.) kapılmasına sürekli karşı koyarak kudretimizi arttırmayı, daha doğrusu zaten var olan kudretimizi sermayeden söküp almayı önümüze koymalıyız.

Gösteri sona erdi. “Bir hayalet dadanıyor, komünizm hayaleti”.

Gezi’nin Beşinci Yılında Kapitalist Devlet Teorisi İçin Serbest Vezin Bir Prolegomena

Bu anlamda, devlet teorisi kapitalist devletin ve kolektif donanımların icra biçimlerine, nasıl işlediğine odaklanmalıdır. Tecelli etmeyen bir demokrasinin yarattığı melankolik yenilgi hissini dağıtmak için, bu hissin kendisinden doğduğu mücadelenin yenilgisinin gerçek nedenleri anlaşılmalıdır. Ancak bu şartla otoöğrenim ve kolektif analitik çalışma, bir siyasal terapi olabilir ve belki de yeni bir devrimci atılımın tetikleyicisi olacak kurumları, yani her türden kolektif fail-tertibatı yaratabilir. Nihayetinde düşmanın suretini tanıma olarak devlet teorisini inşa etme girişimi, çarpık bir imgede kapsanmış kendi gündelik yaşam pratiklerimizin, kendi mücadelemizin ve kudretsizliğimizin analizinden başka bir şey olmayacaktır.

Bir Sınıf Mücadelesi Teorisi Olarak Marx’ın Kriz Teorisi

Marxist teoriye dair yorumumuzun temel çıkış noktası; birikimi, işçi sınıfı mücadelesi tarafından her zaman inceden inceye ve tekrar tekrar tehdit edilen kapitalist kontrol sisteminin genişletilmiş yeniden üretimi olarak görmektir. Dolayısıyla kriz, aslında bu sistemin parçalanması ve işçi sınıfının özne olarak gelişiminin pozitif bir sonucudur. Bu çerçevede devrim, sermayenin uygun bir yanıt bulamadığı, “işçi sınıfı tarafından üretilen” bir kriz olarak anlaşılmalıdır.

(Sol) Liberalizmin Zayıf Düşüncesinin Karşısında Kritik Bir Panorama

Mevcut krizin makro-ekonomik göstergeler ürettiği aşikâr, reel ücretlerdeki düşüşler, işsizlikteki tırmanış, kur oranlarındaki TL aleyhine artış vb… Bu durum Haziran’daki seçimin ardından sadece makro-ekonomik değil, aynı zamanda makro-politik olarak da ayyuka çıkan bir krizin içinden geçeceğimizi gösteriyor. Fakat şimdiden AKP isimli ikbal şebekesinin kredi ve yardım aracılığıyla özneleştirdiği tüm sektörlerdeki öznelliğin derin bir krizden geçtiğini söylemeliyiz. Reel-politikada “taban” olarak işaret edilen bu öznellik ile bu öznelliği üreten borçlanma-ikbal alanı çatırdamaktadır. Bu çatırdamanın yaratacağı kırılma ve kopuşun hangi yöne (faşizm yahut devrim) yöneleceği ise belirsizdir. Kapitalist devlet savaş erkini bu kırılmaya hazırlarken, yapmamız gereken şey, bu krizin gerçek insanların gerçek mücadelelerin birikimli bir sonucu olduğu gerçeğinden hareket ederek devrimci çıkış için yeni yollar düşünmek ve eyleme geçmek.

Yapay Zeka, Robotlar ve Sınıf Mücadelesi

Gezegen düzeyinde yaşadığımız döneme damgası vuran eğilim sözleşmeci kapitalizmin sonudur, öyle veya böyle. Sonuç olarak, iş sözleşmesinin karşılıklılığından, finansal şiddetin tek yanlılığına geçtik ve geçiyoruz. Ve bu, ortak olana (the commons) el koyma üzerinden yürüyen bir süreç. Buna genel anlamda yeni bir ekolojik yağma diyebiliriz. Göstergelerin, teknik makineler kadar toplumsal makinelerin, estetik ürünlerin, imgelerin, dilin vs. de ekolojinin bir parçası olduğunu kabul etmek kaydıyla. Bu yüzden şu anda en önemlisi, sosyalin üreticisi olan yeni proletarya öznelliğinin fenomenolojisini yapmak ve özel mülkiyet, emek, para, değer vs. açısından yarattığı krizi analiz etmektir. Bu da Marx’ın kendi kavramlarının ötesine geçen, ama yine de Marksist olan yeni kavramlara başvurmayı gerektirir. İyiden iyiye tökezleyen kurumsal sol strateji ve taktiklerin ötesine geçen yeni strateji ve taktikler, böyle bir fenomenolojiden çıkacaktır.

İkinci Geliş

Sorun şu ki, işiniz yararsız. Artık, endüstrileşme çağında olduğu gibi zamanınıza ihtiyaç duyulmuyor. Ancak bu basit hakikati göremiyoruz, zira dilimizin sınırlarının ötesine geçemiyoruz. Acilen yeni bir emek zamanı bölünmesi geliştirilmelidir. Hedef, mevcut emek bileşimini savunmak değil, yeni bir tanesinin imkânını serbest bırakmak, genel zekayı özgürleştirmek, bilim, teknoloji ve sanata dair gücü dilimizin, işe dair hurafenin sınırlarından özgürleştirmektir.

Ortak Dil

Arabasının, yatının, katının, ününün, ünvanının, şöhretinin, kibrinin, bilgi-uzmanlığının, parfümünün, makyajının, bedeninin değiş tokuş edildiği, anlamın bu değiş-tokuşa zincirlendiği bir yaşamdan, bizzat müşterekte olmaya özgülük kapasitesinin, yani yeteneklerini, bilgilerini, becerilerini, müziğini, şiirini, resmini kısaca hissetmesini/anlamasını (hisseden düşüncesini) müşterekte olmaya adama ve özgülük kapasitesinin paylaşıldığı iletişimsel ve ilişkisel bir yaşama geçiş. Varlığa özgü olan varoluşu, müşterekte oluşu talep eden bir ‘biz’ aşkı. Bu aşkın esiri epey insan var hala bu ülkede: çok şükür (işte buna şükredilir). Bu aşkı paylaşan böyle sayısız değerlerimiz, insanlarımız olmasaydı bugün bu coğrafyanın ne hissedişinden, ne anlamasından ne sol geleneğinden ve ne de kültüründen söz edilebilirdi. İnsan ve insanlık ötesi bir uygarlığın yaratılmakta olduğuna inanıyorum, çünkü şunu duyuyorum: başkaldırı çokluğun varolma çabasıdır (hissetmek muazzam bir zenginlik [haz] ve aynı zamanda büyük bir hüzün [acı]).

Gelecekbilim Yersiz, Tarih Karar Verir

Fransa’da 1968’den sonra her düzeyde yoğun bir moleküler devrim dalgası vardı (…). Ancak problem şu ki bu eylem kiplerinin hiçbiri bir başka mücadele düzeyine geçemedi. Diğer mücadele düzeyleriyle, nüfusun diğer kesimlerinin mücadelesiyle olan tek bağ, eski sekter gruplar sistemi, eski parti ve sendika sistemleri olmaya devam etti. Gerçekleşen şey, bu hareketlere katılan entelektüel olmayanlar, deneyimler sırasında sıradan entelektüeller haline gelmesiydi. Dolayısıyla, bu entelektüel olmayanların derece derece kümeleşmesi söz konusuydu –örneğin, hareketin doğal üyesi bazı militan göçmenler zamanla göçmen nüfusunun geri kalanından tecrit edildiler. (…) Bu türden bir deneyimin entelektüellerle belirli gruplar arasında kurulan yoğun ilişkiyle bir ilgisi yok. Fakat eğer bu gruplar bilfiil diğer tüm toplumsal hareketlerden tecrit edilmişse, gerekli bağlantılardan yoksunsa, giderek uzmanlaşma ve yozlaşma süreçlerine neden olurlar. Bu tıpkı durmaksızın kendini kesen bir dalga gibidir.

Komünizmin Güncelliği Ne Anlama Gelmektedir?

Öyleyse komünizm, bütün çatışmaların ortadan kalktığı nihai bir toplumsal aşama olarak yeryüzünde gerçekleşmiş cennet değildir. Bilakis mevcut toplumsal durumda gizemlileştirilmiş ve uzlaşmalar tarafından kat edilmiş çatışmaların yaratıcı bir kolektif kuruculuğa sevk edilmesi olarak yeryüzünde cehennemi yeniden ifadeye kavuşturmaktır. Belki de bu anlamda ateist olmaktan ziyade de pagandır. Bir tür yeni paganizm: şeytani tanrıların çokluğu, toplumsal güçlerin çoğulluğu.

Bizi Say’mayınız : Saygı versus Komünal Etik

Nizam “Gücün her türlü kutsal yüzü, insanların kendi kolektif kurtuluşlarını kendi işleri olarak görüp bunun sorumluluğunu tam olarak alamamalarının ifadesidir.” Spinoza (TTP: XVI–281) “Saygı duyacaksınız ULAN!” diye bir ses duyuldu önce Füruzağa’da. “Ramazan’da içki içmeyeceksiniz” diyordu “Hepinizin anasını… ” diyordu o ses. Öncesinde de Alperen

Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer