Politik Olayın Dinamikleri: Özneleşme ve Mikropolitika Süreci

Browse By

Print Friendly, PDF & Email

Maurizio Lazzarato
Çeviren: Müge Serin

Bu makale, Maurizio Lazzarato’nun Political Experimentations [Politik Deneyimlemeler] isimli çalışmasından seçilmiş bir bölümdür. Arianna Bove’un çevirisi, İngilizce metin temel alınmıştır.

 

Başkaldırılar tarihe aittir. Fakat bir şekilde tarihten sıyrılırlar.

                                                                  Michel Foucault

“Devrimci Politika”nın Klasik Biçimlerinin Sonlanması

Bu bölümde, ‘devrimci politika’ ve ‘devrimci özne’nin geldiği durumu, Gilles Deleuze ve Félix Guattari’nin mikropolitikasının yanı sıra, Michel Foucault’nun iktidar mikrofiziği mefhumu ışığında sorguluyor ve bu teorik sorunlara hem çok uzak hem çok yakın duran düzensizlerin[1] (intermittents) mücadelesinden bazı dersler çıkarıyoruz.       

Deleuze ve Guattari’nin mikropolitikası, Alain Badiou’nun ileri sürdüğü gibi, “bedenler, arzu, duygulanım, şebeke, çokluklar, göçerlik ve neşeyle ilgili doxa’nın özlem duyduğu, tüm çağdaş ‘politika’nın, verimsiz bir Spinozacılıkta olduğu gibi, değerini yitirdiği’ bir teori midir? Ve Foucault’nun iktidar mikrofiziği mefhumu, ‘her zaman sembolik formların jeneolojileri ve […] dilbilimsel antropoloji adı altında tanımlanabilecek gücül (ya da arzulayan) bir bedenler teorisi’nin[2] karışımı mıdır? Bu soruların ima edebileceklerinin tersine, kibirli ve dürüstlükten yoksun kritiklerine rağmen, mikropolitika ve mikrofiziğin, ‘devrimci politikalar’ ve ‘devrimci özne’nin Sovyet Devrimi’nden bu yana kapitalizm tarafından tatbik edilen yansızlaştırılmasını problematikleştiren ilk önemli teoriler olduğu söylenebilir. Foucault’ya göre, Hıristiyan Avrupa’da geliştikleri süreçte iktidar ve politika ekonominin doğuşuyla köklü bir şekilde sekteye uğramıştır.[3] 19. yüzyılın sonunda, işçi hareketleri, özellikle onun Marksist değişkesi, ayrıca, Birinci Dünya Savaşı sonunda ortaya çıkan devrimler, ekonomi ve politik arasındaki problematik ilişkiden başarıyla istifade etti ve onu kapitalizmin aleyhine döndürdü. Carl Schmitt, ki onun iktidar kavramı kuşkusuz ne hukuki ne de iktisadiydi, ekonomi içinden ilerlemeksizin kapitalizmde ‘politik’ ve ‘politik özne’den söz etmenin imkansız olduğuna inanıyordu.[4] Foucault, Sovyet Devrimi’nden sonra doğan liberal teoriyi analiz ettiğinde ve onun iktidar ve politikayı dönüştürmesini yorumladığında, problem tümüyle yön değiştirmişti. Savaş-arası ABD Yeni Düzen ve İkinci Dünya Savaşı sonrası Fordist pakt bünyesindeki işçi sınıfı yenilgiye uğratılmış, sanayi toplumuna entegre edilmiş, 1970’lerden sonra, bundan böyle dünyanın merkezi olmayan sanayi toplumu dağılırken (Ortodoks liberallerin dediği gibi) deproletarize edilmişti. Foucault’nun ‘toplumsal’ dediği ‘yeni alan ve saha’nın ortaya çıkması, ‘devrim’in istifade ettiği ve alaşağı ettiği politika ve ekonomi arasındaki problematik ilişkiyi ‘yansızlaştırmıştı’ (ya da depolitize etmişti). Önceki bölümde gördüğümüz gibi, gelişen bu dispositifler teçhizatı ve (göstergesel, bilimsel, iletişimsel, ve sigorta ile ilgili) teknikler, ekonomi ve politika arasındaki sınırları önemli ölçüde muğlaklaştırmış ve devletin rolünü derinlemesine dönüştürmüş,[5] böylelikle devrimci politikalar tarafından planlanan taktik ve stratejileri uygulanamaz kılmıştır.

Foucault’ya göre, egemenlik, disiplin ve biopolitikanın örtüşen dispositifleri aynı anda büyük ikili bölünmelere (sınıflar, cinsiyetler vs.) sebep olup bunları ürettiği gibi, ‘fark sistemlerinin optimizasyonu’na, benzer biçimde, iktidarın yönetimselliğin iki ayrılmaz yakasını oluşturan makro ve mikrofiziğine de yol açar. Bu dispositifler vasıtasıyla iktidar da ‘haklar öznesi’ ve ‘yaşayan özneler’ olarak konfigüre edilir. Keza, Deleuze ve Guattari’ye göre, çağdaş kapitalizmde iktidar molar ve moleküler dispositifler içinden uygulanır ve bunlar ayrık ancak ayrılmaz momentlerdir.[6] Bireylere roller, işlevler ve kimlikler atfeden toplumsal boyun eğdirme (subjugation) teknikleri, duygulanımların, algıların ve arzuların hem birey-öncesi boyutunu hem de onların birey-ötesi alanını kateden makinesel (machinic) boyun eğdirme teknikleriyle eşleşir. Devrimci politikanın ‘sınıf savaşı’na dönüştürdüğü sınıf düalizmlerini ‘yansızlaştırmış’, durmaksızın ‘etkisizleştirmiş’ ve yeni bir biçimde ‘tesis etmiş’ teknikler ve dispositifler hem makropolitik hem de mikropolitiktirler ve mücadele sahasını yerinden edip yeni silahlar gerektirerek ekonomik, toplumsal, politik, kültürel, ve teknolojik olanı birbirine bağlarlar.

Deleuze ve Guattari tarafından geri kazanılan ve Foucault tarafından pratik edilen ‘Marksçı’ jest (oldukları haliyle kapitalizmin dispositifleri içinden ilerlemeden politikadan ve politik öznelerden söz etmek imkânsızdır), politikanın kendi işini gördüğü ve öznenin münhasıran kendi deklarasyon edimiyle tanımlandığı kanısındaki Badiou ve Rancière’e hiçbir anlam ifade etmiyor gibidir. Onlar, Ekim Devrimi’ne verilen kapitalist yanıt tarafından yıkılmış ve tümüyle yeniden konfigüre edilmiş bir politikayı muhafaza etmek için, çağdaş kapitalizmdeki iktidar ilişkilerinin, çatışmaların, özneleşme süreçlerinin tekilliğinin tümüyle kaybolduğu ve tek sorunun olay, aşırılık ve kopmaya ilişkin olduğu evrenselcilik ve biçimciliğe sığınırlar.

Fakat bu tekillik, Foucault’nun iktidar mikrofiziklerinin ve Deleuze&Guattari’nin mikropolitikalarının ele aldığı sorunun ta kendisidir. Bir ‘savaş makinesi’, savaş (ya da kurumsal veya silahlı biçimleri içinde iktidarın ele geçirilmesi) amaç olmadığında nasıl işlemelidir? Düalizmleri farklılaşmaların ve bireyselleşmelerin optimizasyonu içinden idare eden iktidarla karşı karşıya kaldığında? Öznellik kendisini davranışların ve boyun eğdirmelerin yönetiminin imlemelerinden nasıl çıkartabilir? Kendisini hem politik hem varoluşsal bir özne olarak nasıl olumlayabilir? Çağdaş kapitalizmin koşulları göz önüne alındığında, etik (benliğin dönüşümü) ve politika arasındaki ilişki nedir?

Mikrofiziklerin ve mikropolitikaların bir diğer önemli işlevi daha vardır. 1968’de yeniden keşfedilmiş olanı doğrularlar: hem modern Avrupa’daki devrimin sadece bir politik proje değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi[7] olduğunu, hem de 1968’in politik olarak olumladığı şeyi: bireysel tavırlardaki değişimler ve dünyanın konfigürasyonundaki değişimlerin yakından ilişkili olduğunu. Yirminci yüzyılda, komünizm, politika ve etik, politika ve yaşam tarzı arasındaki ilişkiyi köreltti; Stalin ise onu silip yok etti. Foucault’nun değindiği ‘kendine ve başkalarına özen gösterme’, ayrıca Deleuze ve Guattari’nin dünya ve öznelliğin üretimine dair yazdıkları, Batı’nın tarihinde derinden köklenmiş ‘yeni militantizm’i aktive etti.[8]

Düzensizler hareketi bu sorunlarla kuşatılmıştı, özgül bir durum içinde köklenmiş olduğundan ötürü de, yanıtları yanlı olsa da anlamlıydı.

Olay ve Tarih: İdealizme Karşı

İktidar mikrofizikleri ve mikropolitikalarıyla ilgili ileri sürülen ilk yenilik, zaman ve tarih arasındaki ilişkiyi tarih felsefesinin idealizmi ve eylem arasına mesafe koymak için sorgulayan, olay teorisidir. Düzensizler’in politik hareketinin doğuşu ve oluşumunun dinamikleri ilk olarak bu olay teorisi vasıtasıyla tanımlanabilir. Olay, tarihten çıkan ve kendisi tarih olmaksızın ona gömülendir. Olay ekonomik, sosyal, politik tarihe içkin olsa da, ona indirgenebilir değildir. Burada, ‘tarih’ denilen, önceden tarif ettiğimiz özneleştirme ve boyun eğdirmenin söylemsel ve söylemsel olmayan araçlarının çokluğunun ürünü olarak anlaşılmalıdır. Düzensizlerin mücadelesine istinaden düşünüldüğünde, bunlar: istihdam, iş ve yaşam koşulları, kıstırıldıkları özneleştirme süreçleri (ücretli, girişimci, yoksul, ve işsiz), ayrıca, temsil ve dolayımlama mantıklarıyla kurulmuş ve kodlanmış olarak kamusal alandır.

Foucault’yu takiben belirtilmelidir ki, entelektüelin olaya ilişkin yeri, 2002’den itibaren “adeta tarihin altından, onu aksatan ve ajite edeni gözeten”, tatbik edildiği haliyle “politikanın az çok cephe gerisinde” gelecek olanı kollayan bir politik kolektifin düzensizler hareketi lehine (Les Précaires Associés de Paris – Paris Geçici Güvensizler İttifakı – PAP), tarihin sonunun yeniden yapılandırılmasındadır. PAP ancak en belirsiz yolla gerçekleşeceğine inandığı olayı kollar ve hazırlar. Olay için çalışmak, öngörülemez olan için çalışmaktır.[9]

Düzensizler hareketinin kuşkusuz kendi tarihsel, toplumsal, ekonomik ve politik koşulları vardır. Fakat olay olarak doğuşunda, yeni bir şey, yeni eylem olanakları ve yeni özneleşme tarzları yaratmak için bu koşullardan başka yöne sapar. Olayda, koşullarının etkilerinin tümünü kapsamaması anlamında, nedensel serilerin toplumsal determinizmine indirgenemeyen bir şey vardır. Düzensizler ve Geçici Güvensizler Koordinasyonu’nun, hem pratikleri hem de yapma ve konuşma şekli, onların iş, istihdam ve işsizlik koşullarından doğrudan çıkarsanamayacağı gibi, mevcut sosyal ve politik alanların kodifikasyonlarına ve o alanların özneleştirme ve boyun eğdirme dispositiflerine de indirgenemez. Onlar için, sorun, sosyo-ekonomik ve politik durumun olayla olan ilişkisindeki süreklilikleri ve süreksizlikleri (eylemin, problemlerin ve pratiklerin) kavramaktır. Bu sebepten ötürü, olayı, geldiği ve kendisini yeniden kaydettiği bir tarihten tümüyle çıkarsamak mümkün değildir.

En çok ilgi duyduğumuz durum söz konusu olduğunda, olay bir tarih ve bir yerdir: 2003 yılında 26 Haziran ve 27 Haziran’ı bağlayan gecede, ‘reform’u reddetmenin şevkiyle sevk olmuş binlerce insanın politik ve varoluşsal bir eşiği geçtiği La Colline Tiyatrosu. Olay, öncelikle, ona iştirak eden ve ‘hayır’ diyerek onda konumlanan öznelliklere etki etmeden, içinden doğduğu şeylerin durumuna etki etmez. Öznelliği sorgulayan yaşam ve toplumda bir şey değişti: olan ne?, ne oldu?, ne olacak? Bu ani öznel değişim, hem direnişin hem de yaratımın eylemidir, iktidara karşı direniş ve açık ve net bir biçimde belirlenmiş limitleri olmayan olanakların yaratımı. Bu olanaklar sadece ‘saf ve basit’ ya da soyut değildir; onlar ‘yaşayan olanaklar’dır, çünkü verili bir duruma, düzensizliğin (intermittence) özgül şartlarına şimdiden dâhil olmuşlardır, kültürel emek piyasasının, toplumsalın yeniden-kuruluşunun, pasif harcamanın (passive spending) aktivasyonuyla işsizliğin ele alınmasının, vs.  Bu nedenle, olaydan önce, hâlihazırda orada değildirler, olay tarafından yaratılmışlardır, olayla ortaya çıkarlar. Olay bir çatallanma (bifurcation), yasadan, normlardan ve varolan değerlerden serbestleşmedir. İstikrarsız ve dengesiz, olayın ortaya çıkışı bir özneleşme süreci açar ve olayın varoluş ve eylem kiplikleri (modalities) daha belirlenmemiştir. Olay ve olay günü, binlerce insanı dengesinden eden, onları hakkında hiçbir peşin hükme sahip olmadıkları bir duruma sürükleyen dönme ve sapma noktalarıdır. Olay bir açıklık, kendi kendini dönüştürme olanağı, dolayısıyla da, sosyo-politik durumu değiştirmenin olanağıdır. Yeni bir evren açılır ve bu eşiği geçenler yeni ilişkilere girebilir, yeni düşünme ve yapma tarzları, yeni bilgi ve duygulanımlarla ilişki kurabilirler. Bu olanaklar, her şeyden önce, idrak edilmekten ziyade hissedilir, çünkü öznel mutasyon öncelikle söylemsel olmayandır. Reddetme ve isyana dair bir sebepler ve nedenler (ekonomik, politik, toplumsal vs.) çokluğu vardır, yine de onları cisimleştiren anlam kendisini faillerine apaçık bir şekilde sunar, söylemsel olmayan bir kiplik içinde ve bu sebepler ve nedenlerin atfedilebileceği türden bir düzene özgü olmayan bir açıklık içinde. Yalnızca bilinci ve söylemi dönüştürmekle kalmayan, varoluşsal bir kopma olarak gelir. Eğer ‘dili zenginleştirmek, yeni bir söylemsel alan üretmek ve tohumlamak (pollinate)’[10] istiyorsak, ayrıca yeni eylem ve örgütlenme tarzları, bu konu ele alınmalıdır. Söylemsel olmayan bu kopma, bir yandan kendi kurallarını ve normlarını geliştiren, diğer yandan da sözün çoğalmasını sağlayan bir öznellik üretimi süreci teşvik eder. Bu, emsal teşkil eden bir yolla, Olympe de Gouge Tiyatrosu’nun işgali sırasında gerçekleşmiş, Île-de-France Düzensizler ve Geçici Güvensizler Koordinasyonu kurulmadan birkaç gün önce, hareket Paris’in doğusundaki bir başka tiyatroya (la colline) taşınmıştı. Olay, kendisini dünyaya kattığı ölçüde, hâlihazırda orada olan ve hâlihazırda tesis edilmiş olanla boy ölçüşmelidir, bu itibarla, arzuların ve bilinmeyen inançların kaynağıdır. Olay ve etkileri dünyaya bir şey katar, bu da hâlihazırda oluşturulmuş olanı değiştirebilir. Politik eylem, olayda içerilen yeni olanaklardan başlayarak, var olanın dönüşümü için koşulları inşa etmeyi zorunlu kılar. Olanaklının gerçekleşmesine yönelik bu koşullar, onun ortaya çıkışının koşullarıyla özdeş değildir, çünkü bu ikisi, eylemi yeniden yönlendiren ve güç ilişkilerini değiştiren özneleşme sürecine açıktır. Dünyanın fiili koşulları arasında, bazıları engel oluşturur; diğerleriyse bu olanakların gerçekleşmesi için elverişlidir. Elverişli koşullar arasında, bazıları şimdiden oradadır; diğerleriyse icat ve inşa edilmelidir; bir diğer kısmı da toplumsal ve politik konjonktürün oluş sürecinde zapt edilmelidir. Olayın ilk momentinden sonra (ortaya çıkışı), problematik bir ikinci moment meydana gelir: olayla ortaya çıkmış olanaklar şimdi kendilerini varolan olgu bağlamları ve öznellik içinde edimselleştirmelidir.[11]

Günümüzde Politik Deneyimleme

Olayın tarihe geri çekilmesi (olayın karşı-eylemi) en az üç farklı tekilleşme sürecinin kavşağında gerçekleşir: 1) iktidarın farklı dispositiflerine (politik, ekonomik, medya, refah devleti vs.) karşı politik mücadele, ki onlar da mukabilinde olayı karşı-eylemek için yönetirler; 2) oluşturulmuş politik kuvvetlerle (sendikalar, Troçkistler, komünistler, Maoistler, vs.), hedeflerin karşılanması, örgütlenme ve mücadele tarzları, ittifakların inşası, stratejilerin uygulanmasıyla alakalı, hareketin kendisinde oluşturulma sürecinde olan kuvvetler (Koordinasyon) arasındaki politik mücadele; 3) bu molar özneleşme seviyesinin, çalışma pratikleri, işsizlik, ücretli emek ve düzensizlerin yaşamından doğan moleküler özneleşme süreçleriyle olan ilişkisi. Her tekilleşme süreci, dinamiklerinin ta kendisini belirleyen, (William James’in kullandığımız mefhumu uyarınca) dönülmez çatallanma noktalarından geçer.

26 Haziran 2003’ü izleyen haftalarda, neredeyse her genel kurul, mücadele ve örgütlenmenin birtakım heterojen olasılıklarını açan ve aynı esnada diğerlerini kapatan dönülmez seçenekleri belirleyen kolektif kararların verildiği bir çatallanma noktası oluşturdu. Bu toplantılarda, komünistler, Troçkistler, ve Maoistler tarafından ileri sürülmeye devam ettiği şekliyle komünist hipotez – 1970’ler hareketlerinin daha önce sertçe eleştirdiği ve çoğu kez tasfiye ettiği bir hipotez – inkar edilmeseydi, komünist hipotez kendisini dayatabilmiş olsaydı, çok farklı bir hareketle, tümüyle farklı bir dinamik ve özneleşme süreciyle uğraşmak zorunda kalırdık. Aslında, basitçe, bir hareketin olanaksızlığıyla yüzleşmek zorunda kalırdık, çünkü hareketi güçlü kılmış ve dayanıklılığını temin etmiş politik yenilikler engellenmiş olurdu. Bu komünist hipotezin çağdaş öznelliklerle çok az yakınlığı var ve artık ‘yaşayan bir hipotez’i temsil etmiyor. Daha ziyade, harekete mücadele için gerekli olabilecek herhangi bir şey kazandırmamış ‘ölü bir hipotez’.[12] Düzensizler hareketi, politik deneyimlemesini klasik komünist hipotezin dışında konumlandırır çünkü istihdam pratikleri, işsizlik, iş ve yaşamın moleküler eylemi ile kurumsal kamu alanındaki molar eylem arasındaki ilişkiyi, ekonomi ve politika arasındaki ilişkiden ziyade, politik özneleşmenin hem ayrık hem ayrılmaz, heterojen ancak yine de iletişimsel iki seviyesi arasındaki ilişki olarak kavramaya mecburdur.

Olayın ikinci hareketi (tarihe geri çekilmesi), basit bir doğrulamadan farklı bir sürece açık olmasından ötürü çok önemlidir: politik deneyimleme olaya sadakate değil, tersine, yeni bir şeye, toplumsal ve politik yaratıma yol açar. Oluşmakta olan yeni öznellik, bir yandan, istihdam, iş, işsizlik ve kuşatıldığı (ücrete tabi olma, ‘meslek’, ‘sanatçı’) boyun eğdirme dispositiflerinin koşullarını değiştirmelidir. Diğer yandan, kurumsal değişimler öne sürmelidir (işsizlik yardımı, demokrasi ve kurumlarının ‘yeniden yazımı’, yeni bir bilgi üretimi vs.) Bu sadece ekonomik ve politik durumunu değiştirmek için değil, aynı zamanda, hem de hepsinden önemlisi, mekânlar açmak ya da bir ‘öznel yeniden dönüştürme (reconversion)’ işlemi yürütmeye yetkin kolektif faillikler inşa etmek için de gereklidir.[13] Hâlihazırda orada olan, örneğin, emek hakları, sosyal güvenlik, kültürel emek piyasası, tahsis edilmiş roller ve işlevler, kurumların demokrasisiyle boy ölçüşmek için, acilen yeni söyleme ve yapma tarzları, ‘bir arada olma’ tarzları (kendi kendini yönetme arzusu), ve olayın getirdiği süreksizliğe uygun ‘karşı olma’ (yönetilmeme iradesi) tarzlarının icat ve inşa edilmesi gereklidir.

Olayın tarihe ‘geri çekilmesi’ ve onun varolan şeyler durumunun içindeki kaydı, yeni bir politik durum belirler: bu geri çekilme tarzı, davetsiz girdiği toplumsal, ekonomik, politik kurumların sahnesine kaydolması ve akabinde sürtüşmesiz entegre olması, istihdam, işsizlik, iş hakkındaki baskın ‘söylem’i sorguladığı veya meşrulaştırdığı tarz, ya da, eninde sonunda ‘bu problemleri hangi biçimde başka türlü tanımladığı’, tüm bunlar ‘politik’ mücadeleyle ilintilidir. Bunlar politik strateji ve taktik, heterojen bakış açıları arasındaki çatışmaya ilişkin sorunlardır.

Olayın ‘geri çekilmesi’ ve etkilerinin yönetilmesi kadar, bu etkilere atfedilen anlam üzerine verilen mücadele de, olayın ortaya çıkışı kadar önemlidir, ayrıca, daha temel bir politik soruna işaret eder gibidir, ne de olsa, bu geri çekilme normalde hareketler için elverişsiz bir devrede meydana gelir: sendika ve politik kurumların uzun dönemleri, politikanın ‘profesyonelleri’nin dönemi, politikaya ayıracak zamanı olanların devresi. Olay ve tarihin gelişimine ilişkin, tarihin bundan böyle öncü fikir olarak, eylem için rehber olarak konfigüre olmadığı bu sorundan başlayarak, günümüzde politik eylemi, onun hem ‘devrimci’ hem de ‘demokratik’ biçimlerini kuşatan derin krizi anlamak mümkün olabilir.

Düzensizler Koordinasyonu’nun pratiklerini analiz ederek bazı dersler çıkarabilme olanağını tam da onların politik eylemleri üç oluşturucu momentin gelişimi içinden uygulandığı için buluruz: doğduğu şeylerin koşulu ya da durumu, belirlediği yeni öznel ve nesnel koşullar, ve son olarak, şeylerin durumunu ve öznellikleri değiştirmek için zapt etmenin ve yapılandırmanın koşulları. Olayın üç momenti veya zamansallığı, farklı muameleler ve eylem ve ifade tarzları talep eden üç heterojen politik durumu tanımlar. Olay, Koordinasyon’un benimsemiş gözüktüğü politik ‘yapılandırmacılık’ için koşul veya vesiledir.

Olay, dünya ve öznellik

Politik olay dünyayı ve öznelliği bize geri verir. Dünyayı hakiki doğasına döndürür: dünya, olayla açılmış ve parçalanmış olanlara yalnızca olduğu şey değil, kendisini yapma seyrinde ve yapılması gereken bir şey olduğunu gösterir. Olay bize açık, bitmemiş, tamamlanmamış bir dünya sunar, böyle yaparak da öznelliği çağırır çünkü eylemlerimizi bu tamamlanmamışlık, bu sonlu olmama içinde kaydedebilir, sorumluluğumuzu yerine getirebiliriz.

Yapılma süreci içinde dünya daima etik bir kusursuzluk gerektirir, daima varoluşsal bir kapanma arar. Bu anlamda, olayın açılması, üretim sürecine ve öznelliğin dönüşümüne erişimimizi sağlar. Dünya gibi, bireysel ve kolektif öznellikler de verili değildir: yapma sürecindedir ve yapılmaya açıktır. Olay dünyayı bize bir ‘seçenek meselesi’, öznelliği ise bir ‘praksis kavşağı’ olarak geri verir. Bana orada neler oluyor? Ne yapabilir ya da yapmalıyım, ve oradaki o yerden nasıl başlanır? Olanlardan sorumlu muyum? Olacak olandan sorumlu muyum?[14] Olay öznelliğin alternatiflerle, kararlarla, risklerle yüzleşmesini sağlar. Kişi, olayla birlikte, sınırların ve anlamların tümüyle algılanmadığı, ama daha ziyade vaatler ve zorluklarla dolu gibi hissedildiği bir dünyadan bir sonrakine, bir mücadele tarzından bir diğerine hemen geçer.

Bu vaatlerin ve zorlu fırsatların gerçekleşmesine yatırımı ve bu gerçekleşmeyle iştigal etmeyi seçmek, eski dünyayı (eski inançlar, arzular, ve rutinler) yeniden karmayı (reshuffle) ve yeniyle yaratmayı gerektirir. Bu anlamda, olay bir ‘yeniden dönüştürme’ süreci veya yeni öznellik üretimidir, yani, kendi düşünme ve eyleme biçimlerimizin yeniden değerlendirilmesi, varoluşumuzun ta kendisinin sorgulanmasıdır. Dünya ve öznellik hâlihazırda verili değildir; 1990’lardan beri yinelenen‘tarihin sonu’ söyleminin tersine, karara bağlanmış olmanın çok ötesindedir her şey. ABD Dışişleri Bakanlığı, Berlin Duvarı yıkıldığında, komünizm geçerliliğini yitirdiğinde ve işçi sınıfı yeni bir toplumsal sınıflar sosyolojisinde parçalarına ayrıldığında, tarihin sona erdiğini buyurdu.[15] Bu ‘tarihin sonu’ lakırdısı, olanaklı olanın gerçek olanı bunaltmadığını, onun dengi olduğunu ilan ediyor: daha kesin bir tabirle, olanaklı olan piyasada teklif edilene karşılık gelir. ‘Muzafferler’in küstahlığı, hâlihazırda piyasa dâhilinde olmayan olanaklının var olmadığını söyler. Dolayısıyla, zamanımız kuşkusuz ki tarihin sonuna ait bir zaman değil, tarihin tarihsel olmayanla ilişkili olarak eylediği şekle dikkatimizi vermemizi gerektiren zamandır, dünyanın yazgısının kaydettiği aşamanın izini sürmekte başarısız kaldığımız sürece, olaydır.                                           


[1] Düzensizler, 2003’te Fransa’da eğlence sektöründeki güvencesizliğe karşı örgütlenen bir harekettir. (çev).

[2] Alain Badiou, Logics of Worlds, (Paris: Seuil, 2006), 44. [Dünyaların Mantığı]

[3] Bu noktaya ilişkin olarak mevcut kitabın 14. sayfasına bkz.

[4] ‘Marks’ın ikna gücü 19. yüzyılda yatar, özellikle de liberal-burjuva muarızını ekonomik mıntıkada izlemiş ve onu aynı mıntıkada ona ait silahların ta kendisiyle yenilgiye uğratmış olması olgusunda. Ekonomik dönüşüm sanayi devriminin zaferi tarafından dayatıldığından ötürü bu zorunlu olmuştur.’ Carl Schmitt, Le Categorie del ‘politico’ (Turin: Einaudi, 1972), 82.

[5] Bu değişimler 1980’lerden itibaren görünür hâle gelir, ama dikkatli bir gözlemci, Klasik çağın (ekonomi, politika, devlet, savaş, barış vs. arasındaki) açık ve tekanlamlı ayrımlarının artık geçerli olmadığı kanısındaki Carl Schmitt örneğini takiben onları 1930’larda saptayabilirdi, çünkü devlet ve toplum şimdi birbirine sızmıştı.

[6] Molar ve molekülerin tanımı için, bu kitapta bkz. dipnot 13.

[7] Michel Foucault, Le Gouvernement de soi et des autres. Le courage de la Vérité. (Paris: Gallimard, 2009), 169. [Kendinin ve Başkalarının Yönetimi. Hakikat Cesareti]

[8] Kendine ve başkalarına özen göstermeye ilişkin etikle, Hannah Arendt’in ‘iyi’ yaşam kavramı arasında herhangi bir bağ yoktur, çünkü Kiniklerin geleneğinde, Hıristiyanlık ve devrimci modernitede Foucault şok edercesine ‘başka’ bir yaşamın tarihinin izini sürer ve ‘kutlu ve egemen’, farklı bir yaşam tercihinden ibaret olmayan, eşiğinde başka bir dünyanın yattığı savaşçılık pratiği olarak başka bir yaşamın başkalığı’nı ortaya koyar. Michel Foucault, Le gouvernment, 264.

[9] PAP, diğer örgütlü politik güçlerin tersine, Koordinasyon’da, ‘ayrılıp dağılma’ (disband) dirayetini gösterdi.

[10] Félix Guattari, L’inconscient machinique (Paris: Éditions Recherches, 1979), 242.  [Makinesel Bilinçdışı]

[11] Tarih ve olayın birbirine geçişlerine Rancière’de önem verilmez, çünkü, işlediği, değiştiği ve maruz kaldığımız üzere, asla bir kapitalizm sorunu olmadığı yerde olay, yalnıza ‘formel’ bir analizin arkasından gelir.  Olay, tarih içinde düşünülebilecek bir kesinti olarak idrak edilmiştir. Olayın, ‘eşitlik tasımı’nın (varsayılmış iktidardan talepte bulunan konuşan insanların yasallığı: majör tasım  – ve aynı iktidarın kendi ifadesiyle kurduğu eşitsizlik (veya haksızlık): minör tasım ) formel koşullarına uygun olması yeterlidir. Fakat olay yalnızca tarih boyunca ortaya çıkıyorsa, her zaman koruduğu edimselleştirilebilir-olmayan ve ebedi olan yanı ile politik olanı özneleşme eyleminin görkemli belirişine indirgemesi bakımından, artık ona geri dönmez. Badiou’nun ‘idealizmi’ daha da radikaldir, çünkü onun için, ‘Tarih var değildir’. Mücadele içindeki güçlere (‘işçiler’ olarak daha iyi tanımlanmış değil) ilişkin karikatürize analizinde, ‘sadece bambaşka (disparate) şimdiler vardır .’ Bkz. Alain Badiou, The Logic of Worlds (London: Continuum, 2009) [Dünyaların Mantığı]

[12] William James’e göre, (yaşayan veya ölü) hipotez, ‘kışkırttığı eyleme istenci’ ile yüzleşir.  Hipotezin, birisini geri dönülemez biçimde eyleme yönlendirme yetisine bağlı olarak az ya da çok yaşayan bir hipotez olduğu söylenebilir. Bkz. The Will To Believe (Dover: Dover Publications, 2003). [İnanç İstenci]

[13] ‘Politik bir hareket ortaya çıktığında, olayların etkilerini yanıtlaması için, politik ve ekonomik durumu ayarlamak yeterli değildir. Toplum, bu yeni öznelliğe denk gelen kurumsal değişimleri getirebilmelidir, ve kolektif seviyedeki öznel yeniden dönüştürmeyi, şeylerin durumunun dönüşümüyle kolaylaştırabilmelidir.’ Deleuze, Deux regimes de fous, 217.  [İki Delilik Rejimi]

[14] Vertige de l’immanence’ [İçkinliğin Vertigosu] söyleşisinde Guattari tekillik etiğine ilişkin soruyu böyle formüle eder.  Chimeres, n. 38 (2000): 22.

[15] Francis Fukuyama, Tarihin Sonu ve Son İnsan’ın yazarı, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Politika Planlama Dairesi üyesi. The End of History and the Last Man (New York: Free Pres, 1992).

Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer