Hükümetin pisliklerine şaşırmak ya da kanıksanmış kudretsizlik / Kürşad Kızıltuğ – Nizam

Browse By

Print Friendly, PDF & Email

1. Şaşıranlar hareketine bir çift söz…

Adamların vergilerimizden veya devletin kasasından “çaldığına”, hakimleri, savcıları, bürokratları, polisleri keyfe keder tasfiye ettiklerine ya da sürdüklerine, basını ellerinde oyuncak etmelerine şaşırıp hayret ediyorsun da bir grup insanın senin üstünde bir hükümet olarak örgütlenip, kendilerinden öncekilerden devraldıkları egemenliği her ne pahasına olursa olsun, manipülasyon, zor ve şiddet yoluyla ayakta tutmasına neden şaşırmıyorsun?

Neden yediğin içtiğinden vergi kesilmesine, silahlı devasa bir örgütün her hareketini kontrol altında tutması, sırf senin bu düzene karşı hareketlerini kontrol edebilmek üzere hayatındaki her adımın kayda geçirilmesine, kimi zaman alınıp zorla askere gönderilmene, kimi zaman aynı mahkemelerin seni alıp bir kodese tıkmasına, yaşadığın yerde ekmek bulamayınca başka yere gitmek istediğinde karşına dikilen sınırların varlığına, vatandaşlık hukuku adı altında sana bir takım ödevler dayatılmasına, bazı insanların sahip oldukları servet bir kaç devletin bütçesinden daha fazla iken dünya nüfusunun yarısından fazlasının gündelik geçimini dahi sağlayamayacak durumda olmasına, her gün işe giderek sömürülmeden yaşamanın başka bir yolunun hali hazırda mevcut olmamasına, ya da yeni bir hayat oluşturmak için uğraşanların türlü yollarla engellenmesine, sindirilmesine, bastırılmasına, hapsedilmesine veya öldürülmesine şaşırmıyorsun? Neden hala demokrasi denilen bu müsamereye, “olur ya belki temiz idareciler gelir beni yönetmeye” diye bir umutla inanıyorsun? Ama bu umudu hala taşıyor olmana neden şaşırmıyorsun?

Neden kendi hayatının üzerinde tam yetkili olamadığını sorgulamıyorsun da senin hayatın üzerinde senden daha fazla yetki sahibi olan ve seni tabi kılanların, kuralları önceden kendileri gibi başka egemenler tarafından belirlenmiş bir düzeni ara sıra yine kendi çıkarları gereği ihlal etmiş olmaları seni bu kadar şaşırtıyor? Her şeyi kuralına uygun bir şekilde yaparak seni sömürmeye devam eden bir kapitalizm ve temsili demokrasi olsa, asla yolsuzluk olmasa ve asla usulsüz işler çevirmeyen “hak ettikleri için görevde bulunan” bir takım yöneticiler olsa ve seni usulüne uygun olarak sömürmeye devam etseler o zaman kendini rahat ve huzurlu hissedecek misin? Peki, bütün “yolsuzluk”, “usulsüzlük” ve benzeri ahlakçı kavramların, tam da seni daha iyi yönetebilmek için kafana sokulmuş kurmacalar olduğuna hâlâ uyanamadın mı? Asıl şaşırılacak şeye ise hâlâ neden şaşırmıyorsun?

Neden sadece var olan hükümete oy verenler değil, ona hiçbir zaman onay vermeyenler, muhalifler dahi bu demokrasi müsameresinin sürüp gitmesine seslerini çıkarmıyorlar? Neden hâlâ bu kadar safsın? Gerçekten ideal vatandaş olmanı sağlamış olmasınlar sakın?

Yoksa gerçekten de devletin demokratik olabileceğine inanıyor musun?

2. Elini Çek!

Hükümetin yediği haltlara bakıp bütün gündemimizi bununla kilitlediğimizde, Haziran 2013 ayaklanmasının yarattığı devrimci momenti liberal demokratizm içinde eritip gideriz. Asıl işimiz bundan sonra bu momenti sürekli hale getirecek örgütlenmelere dönüştürme çabası olmalı bence. Sokakta, gündelik hayatta sürekli isyandan kuruculuğa geçmek gerekiyor. İş kuruculuk noktasına geldiğinde artık anlık isyanın yarattığı cüretkâr ruh halini sürdürebilmenin tek yolu kurucu alternatifler geliştirmektir. Kurucu alternatifler yaratmak, maruz kaldıklarımıza karşı kendimizi savunmaktan öte, reddettiğimiz iktidar ağlarına karşı yeni hayatlar kurmakla mümkün. Protesto ya da kısa süreli öfke boşalımının ötesine geçip komünlerimizi, öz-yönetim birimlerimizi nasıl kuracağız? Kapitalist olmayan yaşam biçimlerini, hiyerarşik olmayan gündelik hayat ilişkilerini nasıl oluşturacağız? En sınırlı işgal evi deneyimi bile en başarılı seçim propaganda çalışmasından daha fazla deneyim sunacak hepimize. Devrime ait her bir fikrin gücü, büyük bir kudretin işaret fişeğidir çünkü!

Hepimiz biliyoruz “vatandaş” doğulmaz, olunur. Vatandaş oldukça ezberleyeceğimiz ödevlerimiz var. Ezber bozanların, ne vatanı olur ne de vatandaşlığı. Ezber bozanlar kendi ilişkilerini örgütlerler çünkü. Haziran isyanı, ezber bozanların ilişkilerinin örgütlenmesiydi. Hayatı doğallığında yaşamayı hak görenlerin, Gezi’nin iktidar hukukuna entegre edilme isteği karşısında, kendi doğal haklarını ellerine almasıydı… Bu nedenle de temsili demokrasi ve iktidar hukuku içinde nihai bir çözüm aramak hayali bir oyalanmadır. Temsili demokrasinin kanallarını da mücadele sathına çevirmek zaman zaman etkili olabiliyor tabi ki. BDP ve HDP’nin radikal enerjiyi beslemek gibi bir yanı var. Ama amaç temsil mekanizmasını genişletmek olmamalı. Aksine o mekanizmayı parçalamaktır amaç. Kürt isyanında da, Haziran isyanında da herkesin ortak olarak paylaştığı temel bir derdimiz vardı: ELİNİ ÇEK. Bunun siyasal olarak anlamı hayatın, devletten bağımsız olduğu ve hatta devletin dışında varlığını sürdürmesi gerektiğiydi. Valiye, başbakana, polise, orduya, medyaya gösterilen bütün karşı çıkışlar Hayatımızdan ELİNİ ÇEK! Demek için… Yasalarla bizi yönetemezsin, gaz sıkarak bizi dağıtamazsın, kara propagandayla bizi sindiremezsin… Dilimi yasaklayamazsın, nasıl yaşayacağımı belirleyemezsin, sınırlarımı çizemezsin!

Demokratik bağımsızlık fikri; sermayenin cumhuriyetine karşı, çokluğun isyanının kurucu fikri olarak kendini üretiyor. Demokratik bağımsızlık, demokrasi kavramının, iktidarın, tahakkümün, kapitalist yönetme stratejilerinin, liberalizmin, korporatizmin ellerindeki tutsaklığından kurtarılıp alınarak, kendi bağımsızlığını kurması ve uğruna bedeller ödenmiş köklerinden yeniden yaratılmasıdır. Bu fikrinin anlamını parti programlarında değil, sokağın özgürleştirildiği zamanın ruhunda aramalı. Sevginin kurumsallığında, isyanın yoldaşlığında… Kısacası duygulanımın özgürlüğünde.

Kapitalist ekonomik sistemi ve liberal siyasi sistemi sürekli krize sokarak kapitalist olmayan ve devletçi olmayan devrimci alternatiflerin doğması için geçmişten gelen büyük bir mücadele mirasımız var. Bugün, Rojava’da çabalanan otonomi mücadelesi, kimliksizlerin, LGBT’lerin, kadınların özgürleşme mücadelesinin, topraksızların, barikatçıların, fabrika işgalcilerinin, Chiapas’ın. Çokluğun bedeni olarak Dünyanın Yerlilerinin demokratik bağımsızlık mücadelesi, kendi hayatlarımız üzerindeki denetimi devletin elinden almaya yönelik girişimler olarak yaşayan bir bedeni, isyanın yoldaşlığını kuruyorlar… Ve çok değerli bir politikliği müjdeliyorlar. Kapitalizmi, devleti, iktidarı yaşatan her şeyden ellerini çekiyorlar. Devletin, kapitalizmin, iktidarın üzerimizdeki elini çekmesi şiarı; artık bizim özne olarak türlü biçimlerle var ettiğimiz bu sistemden elimizi çekmemiz gerektiği şiarına dönüşüyor. Ve artık maruz kaldığımızda bir muhalefet olarak gösterdiğimiz direnç yerini, varlığını kurmasına el verdiğimiz bu sistemi reddetmeye, isyana dönüştürmeye; Elimizi Çekiyoruz’a bırakıyor, bırakmalı.