Gösteriye Direnmek: Karşı Gösteriler ve Görünmez Taktikler

Browse By

Bruce Baugh
Çeviren: İrem Temel

[Bruce Baugh bu metni Kanada’da Simon Fraser Üniversitesi, Beşeri Bilimler Enstitüsünün düzenlediği, 7-9 Nisan 2017 tarihleri arasında yapılan, “Faşizm Gösterisi” konferansında, “Görünmez Direnişi Örgütlemek” başlıklı panelde sundu. Çeviri, doğrudan kendisinden edindiğimiz sunum metnine dayanmaktadır. Kendisine teşekkür ederiz. -Dünyanın Yerlileri]

Herkesin malumu olanla başlayalım. 20 Ocak 2017’de Donald Trump, Amerika Birleşik Devletleri’nin 45. Başkanı olarak başkanlık yemini etti. Trump’a göre “göreve başlama törenine 1.5 milyon kadar insan katıldı”, oysa fotoğraflar bu iddianın aksini gösteriyor.i Sonraki gün, Washington’daki Kadınlar Yürüşü’nün 440,000-500,000 kadar katılımcısı oldu.ii New York Times’a göre bu yemin törenine katılan insanların üç katıydı. Çoğu kaynağa göre Kadınlar Yürüyüşü ABD tarihindeki en büyük tek günlük yürüyüştü, dünyada aynı anda gerçekleştirilen yürüyüşlerle birlikte toplam katılanların sayısı muhtemelen 5 milyona kadar çıkmıştı. Bu etkileyici dayanışma gösterisi kadınların kendi haklarını savunma ve ortaya koyma, aynı amacı paylaşan diğer kişilerle birleşme yönündeki son derece görünür çabalarının altını çizdi. Yürüyüşün büyüklüğü, medya üzerindeki etkisi ve hemfikir olan katılımcıların birbirleriyle aktif ve fiziksel olarak etkileşim kurmasının verdiği ilham, katılımcıların pasifliklerini yenmelerini ve kendi hayatları üzerinde bir miktar kontrol kazanmalarını sağladı. Sadece yürüyüşçüler canlanmamıştı, Avustralya’dan Fransa’ya kadar yeryüzünde kadınlar ve erkekler bu yürüyüşte Trump’a ve onun temsil ettiği her şeye karşı direnmek için bir toplanma noktası bulmuşlardı. Kadın eşitliğini destekleyen ve Trump’ın politikalarına karşı çıkan insanlar, izole ve güçsüzleştirilmiş olmaktan uzakta, bir kitle direnişinin parçası olduklarını keşfettiler.

Bu olayın büyüklüğü azımsanamaz. Diğerleriyle birlikte yürüme hareketinin ta kendisi ve onun beraberinde getirdiği özgün karşılaşmalarla diyaloglar, katılanlara toplumsal failler olarak kendi güçlerini berrak bir şekilde hissettirmiştir. İzleyenler içinse yürüyüş, Trump’ın beklenmedik seçim zaferinin ardından çoğu kişinin hissettiği kasvet ve çaresizlik hissinin dağıtmaya yardımcı oldu. Ancak bu kazanımlar, hemen peşisıra gelen anaakım medyanın Yemin Töreni’ndeki kalabalığı azımsayıp azımsamadığına ilişkin numaralarla gölgendi. Beyaz Saray basın sekreteri Sean Spicer medya yoluyla, bariz bir biçimde yanlış olan şu iddiayı ortaya attı: “Bir yemin törenine -hem bizzat ben hem de dünya çapında- tanıklık eden en büyük kalabalıktı”; bu yüzden de haklı olarak basın tarafından alaya alındı ve ardından Başkanlık danışmanı Kellyanne Conway tarafından savunuldu ki Conway Beyaz Saray’ın “alternatif olgular” sunduğuna dair, şimdinin o kötü şöhretli açıklamasını yaptıiii. Bunu Melissa McCarthy’nin Saturday Night Live’de 4 ve 11 Şubat tarihindeki parlak ve komik Spicer tiplemeleri izledi. Spicer’ın sözel çarpıtmalarının parodik saptırması [détournement] ahaliyi epey sarstı.iv Birdenbire herkes Trump başkanlığının Saturday Night Live’in ve Stephen Colbert gibi son senelerde reytingleri düşmüş olan diğerlerinin durgun talihini canlandırabileceğini konuşuyordu. Hiciv geri dönmüştü! Kadın Yürüyüşü geçen haftanın haberiydi ama Saturday Night Live amma da komikti!

Eğer Kadın Yürüyüşü’nün güncel konulara dair bilgileri son dikkat çekici gösteri olayının altına gömen haber döngüsünün kurbanı olduğunu söylediyseniz, doğru söylediniz. Kadın Yürüyüşü’nü medya kayıtsızlığına sevk eden şey, herkesin düşündüğü ve konuştuğu şeydi; gösteri, imajların üretimi; bu imajların tüketimi gelişmiş dünyada ekonominin başlıca güdüleyicisi durumunda.v Trump’ın Yemin Töreni gösterisine karşı Kadın Yürüyüşü bir karşı-gösteri, hem de güçlü bir karşı-gösteri olarak sunuldu. En son taşkın ve ölçüsüz Trump tweeti ile sollanmadan önce Yürüyüş gösteri aygıtına el koydu ve onu devrimci kullanımlara çevirmeye çalıştı. Ama aygıt parçalarına ayrılmamıştı ve onu kullanandan bağımsız, otonom bir mantığı vardı. O mantık galip geldi.

Kadın Yürüyüşü’nün haber ve sosyal medyanın gösteri aygıtı tarafından yozlaştırıldığı ve el konduğu numarasını yapmayalım: eğer bunun adı “yozlaşma”ysa, bu en başından beri vardı. Amaç, medya kullanımıyla bu olayların standart senaryosuna göre kamu bilincinde azami etkiyi yaratmaktı. Dünya çapında yürüyüşlerin organize edilmesinde büyük bir taban hareketi faktörü olsa da Washington yürüyüşü yıldız sistemini sonuna kadar kullandı: Gloria Steinem, Angela Davis ama aynı zamanda Scarlett Johansson, Ashley Judd, Alicia Keys şöhretlerinin gücünü bu olaya ödünç verdi. Stanley Cavell’in dediği gibi yıldızlar bakmak içindir: onların gücüne ve görkemine hayranlıkla gözlerimizi dikeriz.vi Guy Debord’un sözleriyle “Yıldızlar – yaşayan insanların olağanüstü temsilleri… insanların bilfiil yaşadığı parçalanmış üretim uzmanlaşmalarını telafi etmek için özdeşim kurdukları kişiler”vii. İnsani tatmin duygusunun imajları ve metalar olarak (GT, EN 24, TR 61, #61) yıldızlar gösteriye, “yalnızca bakılabilir olan ayrı bir sahte-dünyaya aitlerdir.” (GT EN 2, TR 35, #2).

Tüm haftasonu duyduğumuz üzere, gösteri, imaj-metalar karşısında pasif bir alıcılık üreten sorgulanamaz bir görünüşler tekeli, insanları birbirlerinden ve yapmaya muktedir olduklarından ayıran bir aygıttır (GT EN 4, TR 38, #12; GT EN 6, TR 40, #18, GT EN 8, TR 43 #25): sadece medya ve popüler kültür değil, iletişimi, yabancılaştırılmış hayatın “imajlarının tek yönlü kabulüne” indirgeyen bir “yalıtma sistemi”viii olarak toplumun tüm ekonomik ve kentsel örgütlenmesini üreten bir aygıt.ix Toplumu yeniden örgütleyip değiştirmek için olan yaratıcı mücadelede eylemle bilginin kaynaşmasının ve diyaloğun (GT EN 8, TR 43, #25) zıttıdır gösteri özünde. (GT EN 41, TR 79 #90).x

Yürüyüşçüler tarafından hangi müşterek eylem ve diyalog sergilenmişse, onlara o anda temsil mantığı tarafından boyun eğdirilmiştir, bu temsil mantığında gerçek hayat hem “belli bir mesafeden” hem de “arzulanır” biçimde, – yani insan hayatının neler yapabileceğinin modeli olarak bir meta şeklinde (GT EN 64, TR 103, #121; GT 83, TR 123, #153); sunulmuştur (GT EN 3, TR 36, #6; GT EN 19, TR 54 #49). Sonuç olarak yürüyüşçüler; bir üretim-tüketim sistemine tekrar dahil edilip, yıldızların performansları için sahnelenmiş seyircilerden oluşan bir “yalıtılmış bireyler olarak [yığılmış] yalıtılmış bireyler” sahte-topluluğunun içerisine çekilmiştir.

Tek sorun yıldızlar değildi. Haber medyasını gösteriye karşı çevirme çabası kaybetmeye mahkumdu. Debord’a göre haber döngüsü; haber verildikleri kişiler tarafından yaşanmamış olan gösterisel abartıyla ilgi için yarışan sahte olaylardan oluşur ve her halükarda bu olaylar, gösterisel çarkların her nabız atışında çılgınca yerlerinden edildikleri için kısa sürede unutulurlar. Situasyonistler için haberler, sadece “gücün şiiri…var olanın dolayımlı yanlışlaması” olup, aygıtı işler kılanların (muhabirler, editörler, vb.) rızalarından bağımsız olarak iş gören baskı ve güçsüzleştirmenin “polis tekniklerine” göre işler.xi Medya aygıtını kullanmaya teşebbüs eden her sözümona devrimci eylemin sonu onun tarafından kullanılmak olacaktır; bu eylemlerin hedefleri ve yönteminin görünümü ivedi, somut, gerçekleştirilebilir olsa bile. Anında tesir etmenin soyut arzusuyla işleyen sözde-devrimci kolektif eylemler aslında son dakika haberler dışında hiçbir şeyi görmeyen bir bakış açısını benimseyerek, egemen düşünce kurallarına itaat etmektedir.” (GT EN 117, TR 158, #220). Özgürleştirici olmaktan uzak bir şekilde, bilgi ve medya teknolojileri; gösterinin çözülmesi anlamına gelen gerçek özgürleşmenin yalın bir “karikatürünü, taklidini, tetiklenmiş halüsinasyonunu” sunar.xii

Raoul Vaneigem’in ifade ettiği gibi, “Esas nokta bir red gösterisi geliştirmek değil, gösteriyi reddetmektir.”xiii. Katılımcıların niyeti ne olursa olsun, ne kadar iyi niyetli ve samimi olurlarsa olsunlar, “belli bir gösterinin devrimci yönü her zaman, her gösteride mevcut olan gerici unsurla çelişir.”xiv Kısaca, seyirci olma halinin edilgenliği, katılımcıların eylemliliğini bastırır, üstelik çoğu zaman onların kendileri eylemlerini toplumsal isyanın medya imajlarına, çoğunlukla da 1960’lardan çekip çıkarılan mitlere dayanarak geliştirmişlerdir. Her ne kadar geçerli olsa da, tatminsizliğin kendisi bir metaya, “safi gösterisel isyankarlığa” dönüşebilir. (GT EN 23-24, TR 59-60, #59). Kadın Yürüyüşü’nden önce bile, Thinx iç çamaşırlarından Glossier makyaj malzemelerine, Mortons’s tuzuna kadar çeşitli markalar pazarlama bağlantıları tasarladırlar; bu “bir markalaştırma vahasıydı”.xv Eğer yürüyüşü kaçırdıysanız, tişörtünü alabilirsiniz.

Gösteri toplumunda, “gerçek tüketici bir yanılsama tüketicisine dönüşmüştür”. “İmaj tüketimi”, diğer metaların da pazarlanmasını sağlar. Bu tür bir tüketim pasifliğimizin ve yalıtılmışlığımızın temelidir: seyirciler birbirlerine ancak merkezle olan ilişkileri vasıtasıyla bağlanır, bu da onları birbirlerinden ayrı tutar, onlar yalnızca “ayrılıklarında birleşmişlerdir” (GT EN 10, TR 45, #29): TV izleyicileri, radyo dinleyicileri, Facebook ve Twitter bakıcıları gibi. İlüzyonun etkili diktatörlüğü, hayatın her yanına yayılarak üreticilerin, sol cenah da dahil, ürettiklerinden, birbirlerinden ve özgün otantik eylemden soyutlanmasını ifade eder ve bunu pekiştirir (GT EN 115, TR 156, #215). Pansifist eylemlerden ABD karşıtı yürüyüşlere, solcu gazetelerin dağıtımına (Sartre ve Beaovoir birkaç yıl sonra herkesin bildiği gibi bunu yapmışlardır) ve anarko-Marksist öğrenci kolektiflerinde yaşamaya kadar büyük bir gösteri yelpazesinin içinden seçim yapabilen hayali katılım tüketicilerini Situasyonistler 1960’larda çoktan alaya almıştır.xvi Bu pasif sözde eylemlerin hiçbiri gündelik hayatın koşullarını ve olanaklarını gerçek bir biçimde değiştirmez.

Etkili isyan, kendisini bir gösteriye dönüştürmektense tüm gösteri aygıtını devre dışı bırakmalıdır: haber medyasını, sosyal medyayı, marka çalışmasını, bir isyan imajının üretimini. İmajsız, elektronik medyanın dikkatini çekmek için oluşturulmuş etkinliklerle kamusal tanınırlık peşinde koşmayan isyan, Marx’ın yeraltında görünmez bir şekilde tünel kazan “yaşlı köstebeği” gibi olmalıdır, mevcut düzenin temellerini baltalayıp altını oyarak, mevcut düzenle açık yüzleşmelere girmeden gözden ırak olur.xvii Yıldızlarla veya medya imajlarıyla özdeşleşmekten gelen sahte güvenlik duygusundan ve toplumsal kalabalıkların sıcaklığından vazgeçerek bilinmeyene atılır: önünde modeller olmadan toplumsal deneyler yapmaya, “insanların kendi hayatlarını yaratmak için bir araya geldiği” “yaşayan eleştiriye”xviii. Gilles Deleuze’ün sözleriyle amaç, “egemen anlamlandırmaların duvarından… bizi düzenleyen, sorguya çeken, kimliğimizi tespit eden ve tanınır kılan nesnel belirlenimler”den azade “yeni yaşam olanakları türetmektir.”xix, “…birinin tanınmaz hale gelmesi için kaybolması gerekir.”xx Amaç toplum tarafından bütünüyle tanınmak hatta benzer düşünen diğerleri tarafından bile tanınmak değil, ortak bir ideoloji veya ortak bir markadan ziyade ortak amaçlar için birlikte çalışırken bağlar yaratabileceğimiz diğerleriyle otantik karşılaşmalar yaratmaktır. Situasyonistlerin açıkladığı gibi, “Devrimci proletarya kendisini ortaya koyunca, bu yeni bir gösteri için yeni bir dinleyici topluluğu olarak değil, hayatlarının her alanına etken bir şekilde katılan insanlar olarak olacaktır.”xxi Öyleyse ne seyirci, ne gösteri, ne de tanınırlık aramayan ve bahşetmeyen hakiki isyan, ortak bir sorunu paylaşan diğerleriyle bağ kurarak deney yapar, bu ortak sorunun da çözümü yalnızca birlikte çalışan insanlarca, eldeki yöntemlerle doğaçlama yaparak veya eski malzemelerle yeni olanakların taşlarını döşeyerek üretilebilir. Gerçek eylem -gösterisel pasifliğin zıttı- insanların işlerini ve tarihlerini sahiplenebilecekleri yeni toplumsal örgütlenmeler ve yaşam biçimleri yaratmaktır, buralarda insanlar üretilmiş sahte ihtiyaçlardansa kendi yaşamsal arzularını onlara geri yansıtan bir dünya yaratabileceklerdir ve kendilerini, imajların içerisinden veya başkalarının gözünden değil, hayatlarının nesnel özelliklerinde tanıyabileceklerdir (GT EN 95, TR 135-136, #178, #179).

Tamam, hedef bu ama ona nasıl ulaşacağız? Açık yüzleşmelerden; yürüyüş, miting, eylem başka elimizde hangi modeller var? Eski alışkanlıkları kırmak veya eski modellerden uzaklaşmak zordur. “Herhangi radikal bir düşünce, her şeyden önce kendi alışılmadık patikası için yolu temizlemek, sosyal düzen tarafından ‘asimile edilmeden’ ve çarpıtılmadan ‘hakkını ortaya koymalıdır”.xxii Alışkanlık ve ideolojinin dikte etmediği yolların önünü nasıl açabiliriz? Şehrin içindeki yerleşik rotalar ve haritalar yerine bir mahallenin çekim ve itim kutuplarına hassasiyetin rehberlik ettiği Dérive (sürüklenme) teorisi bir model olarak kullanılabilir. Devrimci pratik, sosyal ve pratik sorunlara onların duygulanımsal hatlarına göre dümen tutan bir dérive olabilir; yani yalnızca gösterinin negatif alanından bir çıkış yolu aramak için değil, aynı zamanda insanların kurulu düzeni baltalamayı sağlayabilecek yeraltı geçitlerini bulmak için birlikte deney yapan ve eyleyen insanların ortaya çıkardığı “öznelerarası alanın ayırt edici hatları”xxiii olabilir.

McKenzie Wark’ın yazdığı gibi Dérive, kent alanına dair çalışma-dinlenme-eğlence bölgeleri ayrımını silen, bunun yerine “öznelerarası ve nesnel olan öznel nitelikleri” rehber edinen eleştirel bir pratiktir; “bir durumun deneysel şekilde haritalandırılması, bir arzuyu gerçekleştirme ihtimalinin izidir”.xxiv Benzer şekilde Phil Smith dérive’in; “insanların, sosyal ilişkilerin mülksüz yaratıcılığa, dizginsiz devingenliğe dönüşmesini tetikleyecek ‘durumlar’… örnek olay ve davranışlar inşa etmesini mümkün kılacak duygusal-uzamsal bilginin”xxv arayışında olduğunu ve kapitalizmin ekonomik tahakkümü uyarınca inşa edilmiş bölgeleri parçalarına ayırdığını ifade eder. Devrimci pratik de “[devrimci] bir arzuyu gerçekleştirme olasılıklarının” izini sürmek için öznelerarası pratik alanın çekim ve itme bölgelerini haritalandırarak ve geçerli kategori ve ayrımları sökerek aynı yolda ilerleyebilir. Buna, situasyonistlerin işaret ettikleri ancak hiç takip etmedikleri politik psiko-coğrafya rotası denebilir.

Psikocoğrafya artık öyle geniş bir tabir haline geldi ki, içi boşaldı, bir 19. Yüzyıl flanörü veya “harika” olanın arayışındaki bir sürrealistin Paris’te gezinmesi misali; politik bir anlam, eleştirel bir pratik barındırmadan kişinin, kent peyzajında heves veya ruh haline göre dolanmasına indirgendi.xxvi Burada belli bazı farkları belirtmeyi ve psikocoğrafyanın kökenin dönmeyi gerekli buluyorum. Aragon’un genç bir sürrealistken yazdığı gibi, “rüya; düzyazı şiirin ikizi, saçmalığın kuzeni, haikunun kayınbiraderi olmamalıdır.”xxvii dolayısıyla dérive de insanın ormanda kaybolması gibi şehirde Walter Benjamin’in kaybolması veya Charles Baudelaire’in kent kalabalıklarını onların bir parçası haline gelmeden seyretmesi değildir, Iain Sinclair’in Londra’nın çevre yollarını keşfetmesi hiç değildir.

Psikocoğrafya en az, Ivan Chtcheglov’un, banal ve alışılmış olandan kaçma arayışıyla, bazı mimari ve kent alanlarının duygusal olarak tanımlanmış bölgeler (Mutlu Mahalle-Soylu ve Trajik Mahalle vs.) kanalıyla “çağrışımcı bir güçle yüklü” olduğundan, veya bir atmosferin “akışa geçmek için tahrik edici”, “yolculuğa bir davet” oluşundan bahsettiği “Yeni bir Şehircilik için Kurallar”ı (1953) kadar eskidir.xxviii

İki yıl içerisinde Guy Debord Chtcheglov’un birazcık oyunbaz önerilerini tam teşekküllü bir araştırma programına çevirmişti. “Psikocoğrafya, bilinçli olarak örgütlenmiş olsun veya olmasın, belli yasaların ve coğrafi çevrenin duygular ve bireyler üzerindeki özel etkilerini araştırmaya yönelir.”xxix “Bir sokakta birkaç metrelik bir alandaki ani çevresel değişimleri; bir şehrin belirgin bir şekilde farklı ruhsal atmosfer bölgelerine bölünmesini; amaçsız gezinmelerle kendiliğinden takip edilen (ve alanın fiziksel sınırlarına ilişkin olmayan) asgari direniş yolunu, (zenginlik veya yoksullukla belirlenmeyen) belirli yerlerin çekici veya itici kişiliğini” araştırır.xxx Tesadüfi ihtimallere tabi olmaktansa, dérive, turizm gibi “alışılagelmiş etkilere topyekün itaatsizliği” ifade eder.xxxi Atmosferleri, “güç sahalarını”, mahalle ve binaların armonisini araştırmaya ek olarak, dérive tutkulu bir şekilde “hızlı atmosfer değişimlerinden” geçerek oyunbaz yaratıcılığı ararken burjuva konformizmine meydan okur.xxxii

Debord, artık klasikleşmiş formülasyonu “Dérive Teorisi”ndexxxiii, onun faydacılık ve alışılmışlık karşıtı yapısını vurgular. Bir dérive‘e katılanlar tüm alışılmış davranışsal itici gerekçelerini ve toplumsal ilişkilerini bir yana bırakıp “kendilerini alanın çekimlerine ve orada buldukları karşılaşmalara çekilmeye bırakır.”xxxiv Fakat işi tesadüfe bırakmak yetersizdir; bizi alışkanlığın gücüne götürdükleri için “tesadüfler doğuştan muhafazakardır”. (SIA 63). Aynı tesadüfe bırakma hali Sürrealistlerin “otomatik yazı”sının kısırlaşmasına sebep oldu: Eğer eleştirel değerlendirmeden geçirmeksizin aklına her geleni yazarsan büyük ihtimalle bir ömür soğurduğun tüm klişeleri yeniden üreterek kendi “kabul edilmiş fikirler sözlüğü”nüxxxv oluşturursun. “Gelişme… amaçlarımızın daha lehine olan yeni koşullar yaratmaktır” (SIA 63), şehir planlama veya burjuva alışkanlıklarıyla halihazırda belirlenmiş olan iktidarın duygulanımsal hatlarına edilgen bir şekilde tepki vermek yerine etkin bir şekilde haritayı yeniden çizmektir. Özellikle, “bir etkiler haritası çizebiliriz”: “Dérive’den çıkarılan dersler modern kentin psikocoğrafi eklemlenmelerinin ilk gözden geçirmelerinin taslağını çıkarmamızı sağlar. Atmosfer bütünlüklerinin, onların ana bileşenlerinin ve mekânsal yer tayinlerinin keşfinin ötesinde, kişi onların başlıca geçiş eksenlerini, çıkış ve savunmalarını” ve -bir atmosferi diğerinden ayıran eşikler olan- “psikocoğrafi döngül noktalarını” ve “kentin iki bölümünü birbirinden ayıran, bu bölümler arasındaki fiziksel mesafelerle pek alakası olmayan mesafeleri” algılamaya başlar. (SIA 66) Yeni eklemlenmiş bu kentte, kişi burjuva-kapitalist ekonomi tarafından planlanmış zaman (üretim-tüketim) ve uzam (iş-tatil-mesken) ayrımlarından azade bir şekilde, ayarlanmış ekonomik işlevlerin belirlemediği yeni bir zaman-mekân icat ederek yeni bir hayat biçimiyle deney yapabilir.xxxvi

Dérive, bireyler veya gruplar için terapötik bir yöntemdir: alışılagelmiş duygulardan ve keskin zaman-mekân ayrımlarından azade olunca insanlar “enerjilerin toplanışıyla iletişim kurmak” için daha fazla özgürlüğe sahip olurlar.xxxvii Bu da yeni bir topografyanın temelini atabilir: Politik durumların ve grupların topografyası. Bireyler ve gruplar, kendilerini karşılaştıkları akışların seyrine bırakabilmek için politik bir meselenin alanına ideolojik peşin hükümler barındırmadan girip, sosyal grupların ve iktidar ağlarının duygusal frekanslarına, psikocoğrafi hatlarına veya “nesnel tutkusal arazilere” karşı dikkat sergileyerek “çatlakların nihai veya göreli karakterini” bulurlar. Alışılagelmiş ve programlanmış cevaplardansa, spontan ve doğaçlanmış cevaplar, hem onları uygulayanlar hem de kurulu düzenin savunucuları için direniş hareketlerine ve devrime öngörülemez bir yön katarlar. Öznelliğimizi ve hassasiyetimizi/duyarlılığımızı duygulanımsal atmosfere yükseltmemiz, bir durum veya grup içerisindeki çekim ve itme kutuplarının farkına varmamız ve bunlara göre hareket etmemiz gerekir.

Elbette alışılagelmiş duygusal tepkilerimize bel bağlarsak, o zaman ancak kendimizde ve bir bütün olarak toplumda mevcut bulunan önyargıları kuvvetlendiririz. Kendimizi rüzgara savurabilmeliyiz ki alışılmış yönelim noktalarımızdan -politik, ahlaki, ideolojik, teorik- alana/yere, onun çıkışlarına ve savunmalarına, başlıca geçiş eksenlerine dair bir kavrayış edinebilelim. Her şeyden önce o döngül noktalara, o bir alanın diğerine geçiş yaptığı, insanların ve niteliklerin varolageldiği hallerinin değiştiği, bir grup dinamiğinin küresel bir dönüşüm geçirdiği, bir akışın istikamet değiştirerek kendisini ters yüz ettiği eşiklere karşı duyarlı olmalıyız. Dérive sabit bir bakış açısından veya belli bir mesafedeki koordinat dizisinden gözlem yapmaz ama karşılaştığı akışlarla sürüklenir, yürüyen kişiyle birlikte değişen bir bakış açısının kendisiyle değişim ve hareketi takip eder; bu Deleuze ve Guattari’nin ambulant/seyyar veya itinerant/gezgin olarak adlandırdığı araştırma modelidir: yeryurdu oluşturan ve yeryurdun içinde hareket eden insanların, yani içinde aktıkları duyusal-duygulanımsal akımlara karşı duyarlılaşarak yollarını tayin eden göçebelerin değişken görüş noktalarından hareketle yeryurdu genişleten bir yersizyurdsuzlaş(tır)ma sürecidir.xxxviii

Akışı takip etmek gerçek bir deneydir: her zaman yapılagelmiş olanı yapmamak, olayların nasıl gelişeceğini önceden bilmemek. Bu riskli ve zordur; önceden oluşturulmuş hiçbir yöntem sonuçların hedeflerimizi karşılayacağını garanti edemez. İyi tarafı, bu deney etkili olması için reklama ihtiyaç duymaz. Aslında cümle aleme duyurulmadığında en etkin şekilde işleyen türden bir faaliyettir bu. Dérive‘deki bir birey ya da grup, ya da bir grup sosyal deneyci bir geçit töreni, yürüyüş veya miting değildir. Kurulu düzenle dolaysız bir şekilde karşı karşıya gelme, gösteri aygıtına el koymaya kalkışma yoktur. Büyük kalabalıklarla birlikte yürümenin o tatlı sıcaklığı ve neşesi kaybedilmiş olabilir ancak buna karşılık farklı türde bir dayanışma mevcuttur: ekibin, kendine verdiği bir görev üzerinde çalışan bir grubun dayanışması; her bir üyesinin diğerine güvendiği ve yaslandığı, diyaloğun her kişinin hedef ve engellere, grup projesinin ilerlemesine olan bakışıyla uyumlu olarak sürdürüldüğü bir grup.

Gösteri aygıtının dışarısında işleyen bu psikoğrafyacıların eylemleri asimile olmaya, bir diğer marka, meta veya safi gösterisel isyanın bir örneğine dönüşmeye karşı daha dirençlidirler. Mültecilere parasal destek sağlayan bir kilise grubu, kürtaj olanağının bulunmadığı bir yerde bunu sağlayan bir doktor, aşırı dozda madde kullanımını azaltmaya yönelik “riskli” klinik kuran sağlık uzmanları, rüşvetçi devlet yönetimi veya yetkililerine dair stratejik bir “sızıntı” sağlayan devlet çalışanları, köylü dokumacı ve boyacılara mikro-finansman sağlamak, ihtiyacı olanlara arkadaş ve müttefik olmak: bunların hepsi insanların durumu spontan -yani gösterinin koşullanmış reflekslerine göre değil, özgün bir şekilde- psikocoğrafi okuyuşlarına dayanarak cevaplamalarının örnekleridir. Üstelik bu örneklerin hepsi haber medyasından alındı, elbette hayal gücü daha yaratıcı ve iyilerini tasarlayabilir.

Politik arazinin yeni psikocoğrafi haritalarını çıkarmadan önce eski haritaları ve onların işlevsel-ideolojik bölümlemelerini bozmalı ve parçalarına ayırmalıyız. Eski bölümlemelerden sadece pratik amaçlara gerekliliği taktiksel ve geçici olarak meşrulaştırılmış olanları elimizde tutabiliriz ancak kendimizi orada evde hissetmenin cazibesine veya o haritaları -onlar salt geçici araçlarken- değişmez, sonsuz kategoriler olarak dikmeye karşı koymalıyız. Bir dérive’e girmeli, kendimizi içerisinde bulduğumuz politik araziye daha bükülgen, daha spontan duygulanımsal cevaplara uygun olarak kurulu düzenin yönelim noktalarına göre “kaybolmalı” ve yeni çekim ve itim noktaları, yeni geçiş eksenleri, yeni yakınlık ve mesafeler keşfetmeliyiz. Nasıl koşullandırıldığımızla ilgili olarak duygusal yön kaybının, yeni arazileri haritalandırmayla (bkz SIA 64-65), eski alışkanlıkları kırmayla ve yeni eylem biçimleri bulmayla son derece ilişkilidir. Spontanlık kendi başına işe yaramaz, spontan bir şekilde eski alışkanlıklara düşebilir ve bilinçdışımızca otomatik düşünmeye yönlendirilebilir, kabul edilmiş fikirler sözlüğünü yineleyebiliriz. Eğer spontanlık gerçekten spontan ve yaratıcı olacaksa psikocoğrafi politik araziye karşı yeni ve yükseltilmiş bir duyarlılığa ihtiyacımız var ve bunu başarmak için kendimizi alışıldık koordinatlardan fora ederek sosyal ve kişisel dérivelere gitmeliyiz. Tüm zamanımızı aynı insanlarla konuşarak harcamamalı, aynı web sitelerini ve kaynakları kullanmamalı, aynı fikirdeki insanların konferanslarına katılmamalı, kendimizi her günkü sosyal bakımdan onaylanmış işlevlerimizle tanımlama projelerinin peşinden koşmamalı, eski mensubiyet ve fikirlere tutunmamalıyız. Farklı sosyal gruplar ve araçlar yoluyla sürüklenmeli, karşılaştığımız akışlara kendimizi bırakabilmeli, duygulanımsal hassasiyetimizi bu yeni arazinin, bu yeni kamusal karşılaşma alanının hatlarını belirlemek için kullanırken bir yandan bizi geçmişin kurulu, işlevsel bölgelerine saptırabilecek olan hissetme ve algılamaya dair eski, kireçlenmiş alışkanlıkların farkında olmalıyız. Kanalı değiştir, ajandayı elinden bırak ve bizimle değişim için mücadele eden grupların psikocoğrafi hatlarının bize rehberlik etmesine izin ver.

Köstebek gibi, görmek için göze ihtiyacımız yok ve güpegündüz iş görmemize gerek yok. Sadece gösteri yüzeyinin altını iyice kazabilmemiz için araziye karşı hassas hissedicilere, yeraltının gürüldemelerini duymak için kulaklara ve keskin bir buruna ihtiyacımız var. Kamusal imajlar üretmeyi veya tüketmeyi, toplum onayı aramayı, özelleştirilmiş kamusalın diğerlerinin “kamuoyu” formunda onayladığı çarkların (Facebook, Twitter) içine katılmayı reddedebiliriz. Dışarı uzanıp, yanı başımızdaki yolu hissedip, gardlarımızı indirip, her zamanki gerekçelerimizi askıya alabiliriz. Bizi kendi hayatlarımızdan ayıran engelleri kazmak için birlikte çalışırken ancak o zaman kendimizi keşfettiğimiz akışlara bırakabilir, gösteriyi baltalayabiliriz.

i “With False Claims, Trump Attacks Media on Turnout and Intelligence Rift,” Julie Hirschfield Davis and Matthew Rosenberg, New York Times, January 21, 2017.

ii “Crowd Scientists Say Women’s March in Washington Had 3 Times as Many People as Trump’s Inauguration,” Tim Wallace and Alicia Parlapiano, New York Times, January 22, 2017; “Politics Aside, Counting Crowds is Tricky,” John Hamilton, NPR.

iii White House Pushes ‘Alternative Facts.’ Here Are the Real Ones,” Nicholas Fandos, New York Times, January 22, 2017.

iv “Why Melissa McCarthy Had to Play Sean Spicer,” Anna North, “Taking Note,” New York Times, February 6, 2017; “On ‘S. N. L.,’ Alec Baldwin and Melissa McCarthy Take On Trump and Sean Spicer,” David Itzkoff, February 12, 2017.

v 2014’teki en büyük beş şirket: Apple (582 milyar dolar); Alphabet (Google) (556 milyar dolar); Microsoft (452 milyar dolar); Amazon (364 milyar dolar); Facebook (359 milyar dolar). Apple ve Microsoft somut metalar üretiyor ve Amazon onları taşıyor. Fakat asıl olarak, bu metalar, görsel ya da işitsel imajların üretimi ve tüketimi için kullanılıyorlar. (Kaynak: Friends of Canadian Broadcasting blog, March 22, 2017; accessed April 2, 2017; www.friends.ca/blog-post/14558).

vi Bknz: Stanley Cavell, The World Viewed (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1971), 25-29.

vii Guy Debord, The Society of the Spectacle, trans. Ken Knabb (Berkeley, CA: Bureau of Public Secrets, 2014), p. 24, #60. [Türkçesi: Guy Debord, Gösteri Toplumu, çev: Ayşen Emekçi & Okşan Taşkent, Ayrıntı Yay., 2012, s. 60, #60] Buradan sonra “GT” olarak referans verilecek. [İngilizce’den çevirirken bu metnin bağlamının gerektirdiği şekilde çevrilmiş olup, Türkçe çevirisi dikkate alınmamıştır. Fakat okurlarımızın kaynak metinle karşılaştırabilmeleri adına, Türkçe metine de referans verilmiştir. -Ed. N.]

viii Attila Kotanyi and Raoul Vaneigem, “Basic Program of the Bureau of Unitary Urbanism,” in The Situationist International Anthology, edited and translated by Ken Knabb, revised and expanded edition (Berkeley, CA: Bureau of Open Secrets, 2006), 86-89; originally published in the Internationale Situationniste #6, 1961. Antolojiye referanslar buradan sonra “SIA” olarak verilecektir.

ix “Minimum Definition of Revolutionary Organizations,” SIA 285-86; originally in Internationale Situationniste #11 (1967).

x See “The Use of Free Time,” SIA 74-75; originally published in theInternationale Situationniste#4 (1960).

xi “All the King’s Men,” SIA 149-53. This article was originally published in the Internationale Situationniste #8 (1963).

xii Raoul Vaneigem, “Basic Banalities (Part 2),” SIA 154-73; originally in Internationale Situationniste #8 (1963).

xiii The Fifth Situationist International Conference in Göteborg (1961),” SIA 114-17; at 115, my emphasis. Originally published in Internationale Situationniste #6 (1961).

xiv Pierre Canjuers and Guy Debord, “Preliminaries Toward Defining a Unitary Revolutionary Program” (1961), SIA 387-93; at 390.

xv “The Trump Resistance Will be Commercialized,” Amalda Hess, New York Times, March 17, 2017; www.nytimes.com/2017/03/17/arts/the-trump-resistance-will-be-commercialized.html, Accessed March 19, 2017.

xvi “Two Local Wars,” SIA 251-63, at 253; originally in Internationale Situationniste #11 (1967).

xvii Bknz: “The Bad Days Will End,” SIA 107-114, at 107: “Marx’ın bahsettiği ‘ihtiyar köstebek’, hâlâ kazıyor, gösteri bizim televizyonlaşmış Elsinore Kale’mizin kuytu köşelerinde tekrar tekrar ortaya çıkıyor.” Ken Knabb (SIA 481, note to p. 107) Karl Marx’ın Louis Bonapart’ın 18 Brumaire’i, bölüm 7’ye referans verir: “[Devrim] ön çalışmasının ikinci yarısını da tamamladığında, Avrupa oturduğu yerden fırlayacak ve sevinç çığlıkları atacak: ‘İyi kazmışsın, ihtiyar köstebek!” [Çeviri şuradan alındı: Karl Marx, “Louis Bonapart’ın 18 Brumaire’i”, Fransız Üçlemesi içinde, Çev: Erkin Özalp, Yordam Yay., sf: 235 -Ed. N.]. Marx da Hamlet’e referans vermektedir: I. v.: “Güzel söyledin ihtiyar köstebek! Yer altında bayağı hızlısın yani!” Bknz: Shakespeare, Hamlet, ed. G. R. Hibbard (Oxford and New York: Oxford World’s Classics, Oxford University Press, 1998), 194. “İhtiyar köstebek”, Hamlet’in babasının hayaletidir.

xviii Vaneigem, “Basic Program of the Bureau of Unitary Urbanism,” SIA 88.

xix Gilles Deleuze, Nietzsche (Paris: Presses Universitaires de France, 1965), 20.

xx Gilles Deleuze and Claire Parnet, Dialogues, trans Hugh Tomlinson and Barbara Habberjam (New York: Columbia University Press, 1987), 45.

xxi “The Use of Free Time,” SIA 74-75, at 75; originally in Internationale Situationniste #4 (1960).

xxii The Ideology of Dialogue,” SIA 230-33, at 232; originally in Internationale Situationniste #10 (1966).

xxiii McKenzie Wark, The Beach Beneath the Street (London and New York: Verso, 2015), 27-28. [Türkçesi: McKenzie Wark, Kaldırım Taşlarının Altında Kumsal Var, çev: Arda Çiltepe, Sel Yayıncılık]

xxiv Wark, age., 27-28, 57.

xxv Phil Smith,On Walkingand Stalking Sebald (Axminster, UK: Triarchy Press, 2014), 50.

xxvi Örneğin böyle bir kafa karışıklığı için bakınız: Merlin Coverly, Psychogeography (Harpenden, UK: Pocket Essentials, 2010); Rebecca Solnit, Wanderlust (New York and London: Penguin Books, 2001), 212.

xxvii Louis Aragon, Treatise on Style, trans. Alyson Water (Lincoln and London: University of Nebraska Press, 1991), 94.

xxviii Ivan Chtcheglov (Gilles Ivain), “Formulary for a New Urbanism” (1953), SIA 1-8.

xxix Guy Debord, “Introduction to a Critique of Urban Geography” (1953), SIA 8-12.

xxx Debord, “Introduction to a Critique of Urban Geography,” 10.

xxxi Debord, “Introduction to a Critique,” 11.

xxxii Guy Debord, “Report on the Construction of Situations and on the International Situationist Tendency’s Conditions of Organization and Action,” SIA 25-43; at 38-40.

xxxiii Guy Debord, “Theory of the Dérive” (1958), SIA 62-66.

xxxiv Debord, “Theory of the Dérive,” 62.

xxxv Bu otomatik yazımın Benjamin Fondane tarafından gerçekleştirilen eleştirisidir. Bknz: Benjamin Fondane, Faux traité d’esthétique (Paris: Denoël et Steele, 1938), chapter 5.

xxxvi Wark, The Beach Beneath the Street, 57, 25.

xxxvii Chtcheglov, letter to Michèle Bernstein and Guy Debord, 1963, in SIA 481note, and “Formulary for a New Urbanism,” SIA 7.

xxxviii Gilles Deleuze and Félix Guattari, A Thousand Plateaus, trans. Brian Massumi (Minneapolis, MN: University of Minnesota Press, 1987), 372-73.

It's only fair to share...Share on Facebook133Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Email this to someonePin on Pinterest0Share on LinkedIn0
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer