Franco ‘Bifo’ Berardi ile Radyo Alice Üzerine

Browse By

Print Friendly, PDF & Email

Çeviren: Nalan Kurunç

Franco Berardi ile 1973-77 yılları arasında Bologna’da faaliyet göstermiş bağımsız bir radyo istasyonu olan Radio Alice üzerine yapılmış röportaj.

Radio Alice, 1973-77 yılları arasında Bologna’da faaliyet göstermiş bağımsız bir radyo istasyonuydu. Dünyada gerçekleşen olayları somutlaştırmaya çalışmak yerine sesler, bilgi ve mesajlar ile şiir, sessizlikler ve ihlaller akışı yaratmak için yola çıkmıştı. Radyo yayınları tıpkı Dada manifestoları gibi doğrudan kültürel yıkım araçları olarak görülüyordu.

Carlos Ordonez’in, Radio Alice’te çalışan Franco “Bifo” Berardi ile Londra’da gerçekleşen Autonomy (’After Marx, April’) konferansında bir röportaj gerçekleştirdi. Röportaj İngilizce yapılmıştır.

**

Yetmişler boyunca İtalya’da süren otonomi hareketi, yeni bir muhalif ve işsiz proleter gençlik ile geleneksel/kurumsal siyasete karşı radikal muhalefet ortaya koyan işçiler ve entelektüeller arasından doğmuştur.

‘Otonominin sınırları yoktur. Üretimin dayattığı zorunluluklardan, kurumların dikey yapılanmasından, siyasi temsiliyetin tuzaklarından ve iktidar virüsünden bir kaçış biçimidir. Biyolojide bağımsız organizma diğer kısımlardan bağımsız hareket eden parçadır. Politik otonomi ise, farklılıkları yukarıdan sentezlemeden derinleştirme, benzer eğilimleri genel bir çizgiye zorlamadan vurgulama ve tüm parçaların kendi tekillikleri içinde bir arada yaşamasını sağlama arzusudur.’

Sylvere Lotringer ‘The Return of Politics’
‘Autonomia’ issue of Semiotext(e)

S: Radio Alice yayın hayatına nasıl başladı ve ne türden deneyimlere seslenme girişimiydi?

Radio Alice yayın hayatına 1976 yılının şubat ayında, sol radikal bir devrimci grup olan Potere Operaio deneyiminden ve Autonomia hareketinden bir grup insanla başladı. Radio Alice’i sadece politik bir araç olarak düşünmedik. Radyoyu her şeyden önce homojen bir topluluğun deneyimlerini örgütleme imkânı olarak görüyorduk. Feministler, geyler ve işçiler gibi küçük grupların sesiydik. Buradaki ‘küçük grup’ sıfatını vurgulamak istiyorum çünkü radyoyu, radyoda kimin konuşup kimin konuşamayacağını belirleyen ‘devlet kararı’ biçiminde bir politik örgütlenme olarak kurmamıştık. Farklı deneyimlerin –bir diğerinden farklılaşan her bir deneyimin- bir kavşak noktası olarak düşünmüştük. Bu farklı grup ve bakış açılarını homojenleştirmeye kalkmayı asla düşünmedik.

S: Radyo nasıl organize oluyordu?

Radyoda çalışan faklı gruplarla haftalık toplantılarımız oluyordu ve birlikte bir haftalık genel bir program hazırlıyorduk. Program için öneri getirmek isteyen herkes radyoya gelebiliyordu. Kuşkusuz, program genel itibariyla az çok homojen olan toplumsal ve kültürel alanlarla ilgiliydi. Radyonun çıkış noktası farklı toplumsal otonomi deneyimleriydi, Radio Alice’i dinleyenler de bu sosyal alana bütünüyle dâhil olmuş oluyorlardı. Radyo yayınlarını düzenlemenin bir diğer biçimi de radyo istasyonuna doğrudan bağlanan bir telefonun kullanımıydı. Böylece bilgi aktarımının özel bir türü yaratılmıştı.

S: Dolayısıyla telefonu insanları bir araya getiren bir araç olarak kullanıyordunuz?

Eğer birilerine söylemek istediğiniz bir şey varsa telefonla arayabiliyordunuz. Yayında çalışanlar da kendi mesajlarını iletebiliyorlardı. Öğle yemeğinde bir saatlik siyasi bültenimiz oluyordu sonrasında da telefonla arayanlardan doğrudan politik bilgi alabiliyorduk. Ayrıca ‘dinlenilen gruplar’ düzenlemiştik, bu da bize bu bir sürü  dinlediğimiz küçük gruplardan sürekli bir geribildirim olanağı yaratmıştı. Örneğin, dinlenilen gruplardan bir grup öğrenci bir teknik okulu işgal etmiş, işgali anlatmak için de hemen bizi aramıştı. Bu olaydan hemen sonra grubun karşı karşıya kaldığı sorunlar hakkında bilgi almak için diğer okullardan çok sayıda telefon aldık. Bu sayede yalnızca bilgi dolaşımı değil, mücadele dolaşımı olanağı da yaratılmış oldu.

S: Anaakım haberler bir fenomen olarak eleştirel sorgulamaya tabi tutuluyor muydu?

Burjuva haberlerini yalanlayarak onları ifşa etmeye soyunan alternatif habercilik fikrine karşıyım. Yani, burjuva basınının gerçek-dışılığına aleyhte olarak gerçek bilgiye sahip olamam. Ben yalnızca kendime ait bilgiye sahibimdir. Hepsi bu. Ayrıca, elimdeki bilgiyi yaymayı ve diğer bilgilerle karıştırmayı tercih ederim. Bana ait bilginin bir hakikat olduğunu bilemem, onun hakikat olduğuna inanamam, hatta hiçbir biçimde hakikatin varolduğuna inanmam. Bilginin muhtemel birçok biçiminin olduğuna, her bilginin de bir yaşam biçimiyle ilişkili olduğuna inanıyorum. Bir yaşam biçimi seçerim ve bu yaşam biçimiyle ilgili bilgiyi yayarım, hepsi bu.

S:  Radyoda içerik konusunda olduğu gibi biçime yönelik de araştırmalar yapmış mıydınız?

Biçim sorununa özel bir ilgi gösterdik. Bunu daha çok seçtiğimiz dil olarak ifade etmeyi tercih ediyorum. Örneğin,  İtalya’daki bağımsız radyoların çoğunun siyasi bültenlerinin dışında -hatta onlarda bile yoktu- genelde belirli bir çerçevesi vardı. Yapının bu türden bozumu bize her türden değişik ‘diller’ konuşma imkânı yarattı. Bu yapıyı bozduğumuzda diğer bütün olasılıklara kapı açılmış oldu fakat elbette ki hâlâ farklı olasılıklar arasından bir seçim yapmamız gerekiyordu. Politik ya da estetik, her türden sansürü reddetmiştik.  (Bir sanat nesnesi olduğumuz fikri).

Kullandığımız farklı dil biçimlerine gelince; ben simule edilmiş (sahte bilgi) seviyordum. Bir keresinde gençlerin buluştuğu Bologna’nın en büyük meydanına polis girmiş ve uyuşturucu sattıkları bahanesiyle gençlerin çoğunu tutuklamıştı. Bahsettiğim bu genç insanlardan kurtulmak için temizleme operasyonu düzenlenmesini isteyen Bologna’nın merkezindeki iş adamlarının baskısıyla polis saldırılarının gerçekleştiği bir dönemdi. O esnada radyodaydım, polis amirini –şerif- arayıp Bologna’nın büyük bir gazetesinden bir gazeteci olduğumu söyledim. Ona 35 kişiyi tutukladığını öğrendiğimi söyledim ve kentin uzun zamandan beri meydanların bu bozuk insanlardan kurtarılıp kurtarılamayacağını merak ettiği için tutuklamalara devam edip etmeyeceğini sordum. Evet diye yanıt verdi, uzun zamandan beri bunu yapmak için beklediğini, ertesi gün de daha fazla insanı tutuklayacağını söyledi. Ben de bunun üzerine tutuklamaların yalnızca uyuşturucu satıcılarıyla mı sınırlı kalacağı yoksa radikalleri de kapsayıp kapsamayacağını sordum çünkü sadece uyuşturucu satıcılarını tutuklamak kesinlikle yeterli olmayacaktı. Beni doğruladı ve önemli bir gazeteciyle konuşmuş olmaktan büyük mutluluk duyduğunu söyledi. Fakat aynı polis merkezinin başka bir bölümünde Radyo Alice’i dinleyen bir polis, amirinin yanına giderek ona neler olduğunu anlattı, telefon konuşması da böylece sonlandı. Fakat işte bu gerçek bir bilgi biçimiydi. Polis amirini küçük bir yalanla bize gerçeği söylemek zorunda bırakmıştık.

1977 yılında Bologna’nın çeşitli okullarında, üniversitelerinde, bazı fabrikalarda ve kentin işgal edilmiş bir bölgesinde süre giden bir hareket vardı. Polis üniversiteye girmiş ve bu hareketten bir kişiyi öldürmüştü, bunu üzerine kent üç gün boyunca işgal edilmiş ve barikatlar kurulmuştu. Radio Alice bu ayaklanmalar esnasında iletişim, örgütlenme ve halka bilgi sağlama araçlarından biriydi. Bu türden bir koordinasyon barikatlardaki insanların oldukça işe yaradı öyle ki, yoruldukları zaman daha çok kişiye ihtiyaç duyduklarını söylemek için telefonla radyoyu arıyorlardı. Bunun üzerine diğer yerlerdeki insanlar gelip nöbeti devralırlardı. Radio Alice ayaklanmaların yalnızca telsizi değildi, radyoyu radikal ya da müthiş olduğumuzu, sokaklardaki hareketin kritiğini yapmamız gerektiğini söylemek için de ararlardı. Sokaklarda neler olup bittiğine dair 20 saat serbest konuşmanın yapıldığı bir gündü. Fakat polis, ayaklanmaların ikinci gününde radyoya girerek her şeyi imha etti. Basın da Radyo Alice’in halka yanlış bilgi vererek ayaklanmaları kışkırttığını söyleyerek polisin eylemlerini destekledi. Tutuklanan tüm radyo çalışanları yanlış bilgi yayma ve yanlış bilgi vererek ayaklanmaları kışkırtmakla suçlandı. Bunun üzerine doğru ve yanlış haber kavramı üzerine uzunca tartıştık ve haber yapan tüm gazetelerin bir açıdan doğru bilgi verdiğini söyledik. Haberlerin, gerçekliğin yeniden üretimi değil; olayların, gerçeklerin, tepkilerin vs. bir üretimi olduğunu; bu yüzden bir şeyin açık ya da bariz bir biçimde yanlış olduğunu söylemenin, gerçeklikle, kendi gerçekliğimizle bağlantılı etkiler yaratma araçları olabileceğini söyledik.

S: Radio Alice çalışanları kendilerini hareketten ne derece sorumlu hissediyordu?

Radyodaki herhangi bir şeyle aynı fikirde olmayan tüm gruplara, radyoya gelip kendi görüşlerini ifade etme yolu açıktı. Örneğin bir keresinde yayını beğenmeyen feminist bir grup, kendi yayınlarını yapmak için yarım gün radyo istasyonunu işgal etmişti. Fakat kuşkusuz bu uç bir örnekti. Hiçbir zaman otonomi hareketinin temsilcisi olmaya çalışmadık, kendimizi temsil etmek istedik ve sanırım radyoya gelen herkes de aynı şeyi istiyordu; kendi görüşlerinin temsilcisi olmayı.

S: Radio Alice’in metinlerini okuduğumda müzikle harmanlanmış bir şiirsel lirizm dilinin kullanımını sıra dışı bulmuştum. Lautreamont’tan,  Sade’dan,  Sürrealizmdeki tartışmalardan oluşan, özgün fakat aynı zamanda mütevazı bir dildi. Hareketteki mevcut yaratıcılık ve kullandığınız dile gelen tepkiler nasıldı?

Her şeyden önce Bologna’da oldukça farklı sorunlar silsilesi vardı. Geleneksel işçi hareketinin çoğunluğu ile bir üniversite kenti olan Bologna’nın gençleri ve güneyden gelen çok sayıda iş arayan genç insan arasında fikir ayrılığı vardı. Bu yüzden ortaya çıkan muhalefet ve fikirsel ayrışma, geleneksel işçi sınıfı hareketi geleneğine karşı büyük bir mesafe ve bu gelenekten kopuş yarattı. Bu da politika, sanatsal dil ve doğrudan ifade biçimleri arasında muhtemel yakın ilişkiye kapı açtı. İkinci olarak, hem Bologna’nın içinde bulunduğu toplumsal durumun bir sonucu olarak hem de 1973’ten beri devam eden Guattari ve Deleuze’ün Anti-Ödipus’u üzerine bir dizi dersin, okumanın ve atölyelerin oluşturduğu bir grup deneyimi vardı. Buradan Mao-Dadaizm kavramı ortaya çıkmıştı ve yaşam ve sanat arasındaki ayrımı kırmaya çalışan bir Dadaizm fikrine dayanıyordu. Dadaizmin bu yaşam-sanat ayrımını alt etmek isteyeceğini düşünüyorduk. Ancak Dada hareketi deneyimi, bu türden bir alt etmenin fark edilme ve etkileme olasılığını yaratmıyorsa yalnızca bir isimden ibaret olacaktır; “kitlelerden kitlelere” fikri, belki sanatsal dil ortamı aracılığıyla üretilen projevari bir fikirdir. Fakat, dadaizmin amacı genç proleterlerin yaşam biçimlerinde vücut bulur çünkü genç proleterlerin yaşam biçimi sanat ve gerçeklik arasındaki ayrımı hemen fark edebilir.

S: Radyo yayına neden son verdi?

Öncelikle hiç paramız kalmamıştı fakat bu zaten başından beri çözmeye çalıştığımız bir sorundu. Asıl sebep, bilgi olanaklarımızla baskılara karşı ortaya konulan politik örgütlenme arasındaki mesafenin giderek arttığını hissetmiştik. Dinleyicilerin hislerinde değişiklikler olduğu meselesiyle yüzleştik. Örneğin, İtalya’daki punk grubu dinleyicisi uyuşturucularla, imajlarla, videolarla ve müzikle giderek daha fazla; kelimeler, politika ve sözlü bilgi teknolojisiyle daha az ilgilenir olmuştu. Radyo, politik demeçler ve basılı ortamdan elektronik iletişim biçimlerine geçen gazete arasında çok önemli bir geçiş aralığı diye düşünüyorum. Şimdiyse, Radio Alice’de çalışanların çoğu ya bir müzik grubunda çalışıyor ya müzik yayıncılığında ya da çeşitli video gruplarında. Bu günümüzün bir sorunu. Artık, kelimelerin ve konuşmanın ötesinde bir iletişim biçimi inşa ediyoruz. Yalnızca kelimeleri kullanarak yapabileceklerimizin sınırına geldik. Radyo Alice yayın esnasında gittikçe daha fazla şiir ve daha az politik mesaj kullanır olmuştu. Özellikle 1977’den sonra radyodan şiir okumak artık çılgınlık düzeyine varmıştı. Her gün yaklaşık yüz tutuklamadan bahsetmeniz gerekiyordu. Fakat her gün benzer bir mesajı duyurmak durumundaysanız tutuklamalardan bahsetmenin bir anlamı kalmaz. Her gün, bir önceki gün yüz, iki yüz, üç yüz kişinin tutuklandığını söylemek durumunda kalıyorsanız tamamen etkisiz ve güçsüzsünüz demektir. On gün boyunca aynı şeylerden bahsederseniz bir süre sonra radyoyu artık hiç kimse dinlemek istemez çünkü bu yalnızca moral bozucu bilgi anlamına gelir, ne politik anlatımdır ne de sözlü iletişim. Sadece moral bozucu bilgidir. Bu esnada amaçlarımız ve politik ihtiyaçlarımız arasındaki çelişkinin üstesinden gelmenin artık mümkün olmadığı izlenime kapıldık. Hatta radyoya fiilen son verdik. Bazılarımız tutukluların savunmasıyla ilgilendi, birçoğumuz da aynı zamanda video ve müzik çalışmaya başladı.

S: Diğer iletişim biçimleriyle nasıl bir ilişkiniz vardı?

Radyo Alice’te yayıncılığa başlamadan önce içimizden bir grup bilhassa iletişim, bilgi ve değişik türden dil biçimleri arasındaki ilişkiler meseleleriyle ilgilenen Traverso adlı bir yayın üzerine çalışıyordu. Traverso bir şiir, edebiyat ve politik edebiyat dergisiydi. Dergiden radyoya, daha gelişmiş bir iletişim biçimine yöneldiğimiz hissiyle geçtik. Fakat dergiyi yayınlamaya devam etmemizle bunun çelişir hiçbir yanı yoktu.

Bir radyoda müzik, video ve uyuşturucularla yapabileceğiniz şeyi yapamazsınız. Uyuşturucuların gerçekten önemli bir iletişim alanı olduğunu düşünüyorum. Uyuşturucuları genelde uyuşturucu maddesi olarak kullanırız. Fakat uyuşturucular bir madde değil, iletişim teknolojileridir. Sanırım burada, toplumsal yaşam biçimleri ile iletişim teknolojileri arasındaki ilişkiyi de ölçebiliriz. Eski işçi sınıfı müzik ve videoyu kullanmamıştı. Onlar daha çok gazete ve demeçleri kullanıyordu. Bu arada buluşmalar telefona yenik düştü. Birçok evde telefonun yaygınlık kazanmasıyla buluşmalara çok çok daha az ihtiyaç duyulur oldu. Yeni iletişim türlerinin gelişmesi, diğer teknoloji biçimlerini kullanılmaz hale getirir. Fakat bu, teknolojinin mütevazı biçimlerini unutmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez çünkü geride hala belirli türden bir özgülük vardır.

Yazılı iletişimin hızı radyo-iletişimin hızından çok daha yavaştır. Ancak burada da çok daha büyük hız üreten iletişim teknolojileri problemi var. Kapitalistler bunu çok iyi biliyorlar. Eğer sorun hızsa radyonun yeterince hızlı olduğunu düşünmüyorum. Radyo, konuşmacı ve dinleyici arasında tümüyle akla uygun ve söylemsel bir ilişkiye gereksinim duyar. Geribildirimler de çok yavaştır. Müziğin, imajların ve uyuşturucuların kesinlikle bir doğrudan geri-bildirim biçimini mümkün kıldığını, bu EŞZAMANLILIK evreninde çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Radyo, çok yavaş ve araya doğası gereği fiziksel bir mesafe oluşturan yazılı metin iletişimi ile müzik, video ve uyuşturucuların eşzamanlı biçimi arasında bir ara-noktadır ve zorunlu olarak yazılı metindeki gibi ardışık bilgi kayıtlarına dayalı bir iletişim biçimi olarak bağlantı kurar. Elektronik bilincin en önemli tarafı bu ardışık bilgi kayıtlarına -lineer diziye ihtiyacınızın olmayışıdır. Bir duvarla, zihnin başkalaşımlarıyla karşı karşıyasınızdır. Yazıdan görsele geçiş, göstermekten, bilgi kayıtlarının iletiminden bilincin başkalaşmasına doğru hareket eden bir yörüngedir; doğrudan iletim, açık öğelerden ibaret bilginin kavramları değil; sizi ilk anda değiştiren ve bir sonraki anda tekrardan değiştiren bir duvar. Televizyon bu türden bir tahrifin kanıtıdır. Gerçekten TV bir fantezi duygusu değil, uyuşturucudur; somut anlamda algılarınızın bir tür tahrifidir. Fakat, bu tahrifin üstesinden gerçeklikle ve kendimizle olan ilişkimize dair algımızı değiştirerek gelmeliyiz diye düşünüyorum.

S: Televizyonun reforme edilebileceğini düşünüyor musunuz?

Hayır. Radyo hareketinde bu mesele birisinin bize bir televizyon ağı kurmamız gerektiğini söylemesiyle 1977’de gündemimize girmişti. Hareketin çoğunluğu televizyonun hedef kitlesiyle olan ilişkisinden dolayı bu öneriyi kabul edemeyeceğini söyledi. Televizyonla kurulan ilişki çok karmaşık ve belirlenmiş, kitlesini de pasif konuma yerleştiren bir yapıya sahipti. Televizyonu reforme edemezdik, başka bir yayın biçimi de düşünemiyorduk. Diğer yayın türleri, nesne ve aletlerle değişik türden ilişkiler yaratamazdı. Dolayısıyla, farklı video yayınları üzerine düşünmenin yanısıra  farklı tüketiciler ve imaj kullanıcıları ağına da yönelmemiz gerektiğini düşünüyorduk. Değişmesi gereken yalnızca içerik ve yayınlar değildi, iletişim ağı biçiminin de değişmesi gerekiyordu; yayınların  insanlar arasında yaratabileceği olası iletişim ağı biçimlerinin de …

Röportaj, ZgPress’ten Rosetta Brooks tarafından yapılmıştır: http://www.zgpress.com/?p=36

10 Temmuz, 2010.