Browse By

Category Archives: Çeviriler

Popülizm, Demokrasi ve Neofaşizm: İki Deneme

Demokraside ve faşizmde, iki tarafta da, tekno-ekonomik tahakkümün güçleri son derece rahattır. Bu güçler demokraside, kurumların ve kuralların zayıflığına ve karmaşıklığına güvenebilirler; faşizme gelince de, kendi amaçlarını ona bağlamada zorluk çekmezler. Ancak maddi durum kötüleştiğinde, ilki, ikincinin avı olur, zira halk gereksinimlerinin ve fantezilerinin acilen tatmin edilmesini talep etmek için demokrasinin varsayımlarını reddeder.Uzun vadede, halk aynı zamanda faşizmin kendisine dayattığı şeyden dolayı da acı çeker. Ama bu zaman alır… ve ayrıca bu, burada tanımladığım gibi, halkın varsayımın uygulanmasına girebilecek durumda olup olmamasına da bağlıdır. Bu uygulama zordur ve idollerin çekiciliğine direnmek için belirli bir erdemi gerektirir. Bu erdem, demokraside geliştirmeye çalışmamız gereken şeydir.

Aşırı-Sağ, Kimlik, Halk ve Politika: Jacques Rancière ile Söyleşi

Benim için politika etkili bir biçimde, düpedüz belirli sosyolojik kategorilere ya da toplumsal gruplara uymayan zengin ve yoksul arasındaki bu karşıtlığa, bu mücadeleye bağlıdır: Onlar daha çok bu karşıtlığın sembolik yapısında işlerler. Wall Street’i İşgal Et gibi hareketler, birçok grubun, birçok kimliğin, birçok öznellik biçiminin birleşmesinden meydana gelir. Bu minvalde, ezilenlerin yeri heterojendir, sizin önerdiğiniz gibi çokludur, ancak aynı zamanda bu ezilenler kendilerini neoliberal iktidar yönetimine karşı inşa ederler.

Bilim Adına

Deneysel bilimler artık bilimsel alanın tamamını temsil etmemektedir. Aslında, ayrıcalık tanıdığı “bilişsel yapılar” son derece özgül bir “toplumsal deneyime”, laboratuvar deneyimine tekabül eder; hatta bu noktada ikisi o derece birbirine bağımlıdır ki, göreceğimiz üzere, ilişkilerinin “bilinçli ve eleştirel” bir incelemesinin içerilmesi, burada başka hiçbir yerde olmadığı kadar zordur. İşte bu nedenle Harding, onların modellerini reddetse bile, kendini Kopernikus, Galileo ve Newton’un ardılı olarak görürken, onların gerçek varislerinin (feministler ve diğer azınlıkçı hareketler gibi) bilim adına ya da laboratuvarın anlam kazandırdığı nesnellik normlarına sadık kalmak adına, “laboratuvardan dışarı” çıkmayı kabul etmeyenler olduğu yönünde ısrar eder.

Genel Zeka Üzerine

Bizim sorunumuz, bugün üretim sürecinin teknik gereği olan zekânın mülki kamusal karakterinin, yeni bir demokrasi ve kamusal alan biçimi için gerçek temel olup olamayacağıdır, yani devlet ile onun “siyasi karar alma tekeli” üzerinde dönmekte olan bir kamusal alanın antitezi olup olmayacağı. Bu soru için iki ayrı ama birbirine bağlı taraf vardır: Bir yandan, genel zekâ kendisini otonom bir kamusal alan olarak, yalnızca metaların üretimi ve ücretli emekle rabıtası çözülürse olumlayabilir. Öte yandan, kapitalist üretim ilişkilerinin yıkılışı, ancak devletin dışındaki kamusal alanın ve genel zekâya bağlı olan politik bir topluluğun kuruluşuyla kendini gösterebilir.

Arzu İktidardır, İktidar Arzu: Şizo-Kültür Konferansına Yanıtlar

Sözceleme sistemlerinin tüm gelişimi sözcelemin bireyselleşmesine ve kolektif sözcelem düzenlemelerinin bozulmasına yönelir. Diğer bir ifadeyle, karmaşık ifade sistemlerinin -dans ederken, dövme yaparken, taklit ederken vb.- bütünlüğünün konuşmacı ile dinleyicinin konumuna işaret eden bir bireyselleşme için terk edildiği duruma doğru hareket edilir, öyle ki bir iletişimden geriye kalan tek şey “bitler” içinde ölçülen bilginin aktarımıdır. Yine de başka bir düzenlemede, iletişimin özü arzu iletişimidir. Oyun oynayan bir çocuk veya birisi ile flört eden bir aşık bilgi aktarmaz, semiyotik bileşenlerin tüm serisinin içinde yer aldığı zengin ifadeli bir durum yaratır.

Paris Komünü’nün Hayatta Kalışı: Kristin Ross ile Söyleşi

Bugün komünal tahayyülde bir canlanma olduğunu düşünüyorum, fakat kentsel mekân siyasetinde merkezlendiği konusunda size katılmıyorum. Şehir bugün genç insanlara genelde üç seçenek sunuyor: işsizlik, düşük ücretli iş veya anlamsız iş. Birçoğu mücadeleyi ve toplumsal işbirliğini ören yaşamlar sürmek için kırsala taşınmayı tercih ediyor. Bugünkü çeşitli mücadeleler üzerine düşündüğümde, özellikle de bağlamını en çok bildiğim Fransa’da, genelde kırsal alanlarda süregidiyorlar ve kapitalist modernleşmenin “arkaik” saydığı bir yaşam tarzını savunmaya çalışıyorlar. İşgalciler içine kapanmış bir dünyaya çekilmeyi veya kendine göndermeliliğin izole edilmiş havuzlarında girdap oluşturmayı içermeyen bir çeşit bölgesel kendi kendine yeterlilik yaratmaya çalışıyorlar.

Zoe İle Düşünmek: Rosi Braidotti İle Söyleşi

Psişik yapılar ve fikirler, fiziksel türler kadar ölümlü ve savunmasızdır. Bugün soyu tükenmekte olan şey olanaklı olana dair bir anlam ve ölçüttür. Toplumsal, politik, kavramsal ve etik ufuklarımızın günden güne küçüldüğüne ve daraldığına tanıklık etmekteyiz. Tam tamına birçok insanın kaçırdığı kavramsal çekirdeğe değindin. Geçen hafta Colombia üniversitesinde bir ders veriyordum ve bir öğrencim şöyle dedi, “Ama 30 yıllık bir post-yapısalcılığımız var, monizmi nasıl atladık?” Ben de “Ne kadar iyi bir soru” dedim. Çünkü Spinoza’ya geçiş dilbilim dalı ile yeni materyalist dal arasındaki farkın neredeyse özüdür. Althusser’in öğrencileri Spinoza’yı Hegelciliğin sınırlılıklarına karşı bir panzehir olarak geri getiriyorlar, en iyi örneği Doğu Avrupa Komünizmi katastrofu. 1968 civarlarında demleniyor ve 68’in yenilgisiyle güçleniyor. Birçok yönden dünyayı değiştiren, ancak politik olarak işe yaramayan olağanüstü bir kültürel devrimdi. Dolayısıyla, siyaset açısından diyalektik politik sistemin de liberal demokrasinin de işe yaramadığı ortada. O halde neye ihtiyacımız var? Monistik bir sisteme. Çözüm bu.

Bir Sınıf Mücadelesi Teorisi Olarak Marx’ın Kriz Teorisi

Marxist teoriye dair yorumumuzun temel çıkış noktası; birikimi, işçi sınıfı mücadelesi tarafından her zaman inceden inceye ve tekrar tekrar tehdit edilen kapitalist kontrol sisteminin genişletilmiş yeniden üretimi olarak görmektir. Dolayısıyla kriz, aslında bu sistemin parçalanması ve işçi sınıfının özne olarak gelişiminin pozitif bir sonucudur. Bu çerçevede devrim, sermayenin uygun bir yanıt bulamadığı, “işçi sınıfı tarafından üretilen” bir kriz olarak anlaşılmalıdır.

Kayda Değer Farklar: Elizabeth Grosz ile Söyleşi

Materyalizm, sıklıkla idealizm ontolojisine karşıt bir biçimde kurulan bir ontolojidir. Bu karşıtlık materyalizm ister atomculuk ister fizikalizm isterse de diyaletik terimleriyle anlaşılsın materyalizmin ne olduğunu çerçeveleyen Batı düşünce tarihine dahil olduğu için kendime yine de materyalist demeyeceğim. Gerçeğe veya evrene dair, orada olanı maddeye indirgemeyen, maddenin kendi içinde taşıdığı nüansları ve ideallik katmanlarını kavramsallaştırma becerisine sahip bir anlayışla ilgileniyorum. Benim için bu ontoloji, üzerinde var olduğumuz açık bir zemin ve tüm eylemlerimize olanaklılık ufku oluşturduğu ölçüde, bir siyasettir (ve etiktir). Bize kendi başına bir siyaset (ya da bir etik) önermez, ancak bizi siyasal ve etik eyleme yönlendirir.

“Madde hisseder, konuşur, acı çeker, arzular, özler ve anımsar”: Karen Barad ile Röportaj Bölüm 2

Failî gerçekçilik bir beyan değil: ayan beyan (manifest) olan, olacak, o hale getirilebilecek olan her şeyi verili olarak almaz. Tersine, dünyada geçerli olan etiksellik dokusunu takdir etmek, bu dokuya ilgiyi çekmek için bir çağrı, bir rica, bir provokasyon, bir nida, tutkulu bir özlemdir. Etik ve adalet benim meselemin çekirdeğindedir; ya da daha ziyade “benim” bizzat varlığımı, tüm varlığı kateder. Tekrarlarsam bana göre etik, madde sorularına eklediğimiz bir tasa değil, bizzat madde/mesele olmanın anlamının doğasıdır.