Bruno Latour’la Söyleşi

Browse By

Print Friendly, PDF & Email

Jop de Vrieze
Çeviri: M. Taha Tunç
Düzelti: Nalan Kurunç

70 yaşındaki Fransız sosyolog Bruno Latour uzun bir süre bilimin baş belası olmuştur. Yine de “alternatif olgular” çağında bilimi savunmaya geliyor.

Paris’teki sosyal bilimler üniversitesi Sciences Po’daki (Paris Siyasi Bilimler Akademisi) resmi görevinden geçtiğimiz ay emekli olan Latour 1979’da Birleşik Krallıklı sosyolog Steve Woolgar ile birlikte yazdığı Laboratory Life: The Construction of Scientific Facts’le [Laboratuvar Yaşamı: Bilimsel Olguların İnşası] ününe kavuştu. Latour bu araştırma için iki yılını, California’nın San Diego şehrinde bulunan Salk Biyolojik Çalışmalar Enstitüsü’nde işlerinin başındaki bilim insanlarını antropolog olarak gözlemlemekle geçirdi. 1987’de Latour ders kitabı Science in Action’da [Eylem Halinde Bilim] düşüncesinin ayrıntılarına girdi.

Latour’un çalışmasının merkezinde, olguların bilim insanlarının oluşturduğu topluluklar tarafından inşa edildiği, bilimin sosyal ve teknik unsurları arasında ayrım olmadığı mefhumu bulunur. Latour yaklaşımı ve anlayışı bakımından övgü alsa bile, göreci ve “sosyal inşacı” görüşleri aynı derecede tepki görmesine sebep oldu. 1994 tarihli Higher Superstition: The Academic Left and Quarrels with Science [Yüksek Hurafe: Akademik Sol ve Bilimle Münakaşaları] adlı kitaplarında biyolog Paul Gross ve matematikçi Norman Levitt, Latour’u ve diğer sosyologları mesleklerini itibarsızlaştırmakla ve bilime duyulan güveni tehlikeye atmakla suçladı.

Sonrasında başlayan ve “bilim savaşları” diye bilinen ateşli tartışma yıllarca sürdü. Son yazılarında Latour, bilim eleştirisinin bilim-karşıtı düşünceye temel oluşturduğunu, bilhassa şimdilerde kendisinin esas konusu olan iklim değişikliğinin inkarının önünü açtığını kabullendi. Şimdilerde ise bilime olan güveni onarmaya yardımcı olmayı umuyor.

Fransa’nın başkentindeki dairesinde Latour ile konuştuk. Açık ve öz olmak adına söyleşide düzeltmeler yaptığımızı belirtelim.

“Bilim savaşları”nı nasıl hatırlıyorsunuz?

‘90’larda olup bitmiş hiçbir şey “savaş” diye anılmayı hak etmiyor. Bilimin nasıl yapıldığı ve bu sürecin eleştirel olması üstüne çalışan sosyal bilimcilerin sebep olduğu bir münakaşaydı. Bizim tahlilimiz, topa tutulduğunu düşünen, bilime dair idealist ve sürdürülemez görüşleri olan insanların tepkilerine sebep oldu. Eleştirilerden bazıları hakikaten gülünçtü; postmodern göreci zırvasıyla birlikte anılıyor, başkaları tarafından alaya alınıyordum. Her ne kadar bilim insanlarını bir parça aşağı çekmenin iyi hissettirdiğini kabul etsem de kesinlikle bilim-karşıtı değildim. Tarzımda gençlere özgü bir coşkunluk vardı.

Şimdiyse bambaşka bir durumdayız. Harbiden savaştayız. Bu savaş, büyük şirketlerle iklim değişikliğini inkar eden bazı bilim insanlarının bir bileşimi tarafından yürütülüyor. Bunlar konuyla epey ilgililer ve halk üzerinde büyük etkiye sahipler.

Bu ikinci bilim savaşına nasıl dahil oldunuz?

2009’da bir kokteylde oldu bu. Meşhur bir iklim bilimci gelip bana şöyle dedi: “Bize yardımcı olabilir misin? İnsafsızca topa tutuluyoruz.” Fransız bilim insanı ve eski eğitim bakanı Claude Allègre’ydi bu, iklim değişikliğine karşı çok etkili bir ideolojik kampanya yürütüyordu.

Bu bir dönüşü simgeliyordu. Bilim araştırmaları uzmanları olarak bizlerin ne yaptığını hiç anlamamış insanlar birden bize ihtiyaçları olduğunu fark ediyordu. Onları lobiden başka bir şey olmamakla suçlayan meslektaşlarının saldırısına direnmek için entelektüel, politik ve de felsefi olarak donanımlı değillerdi.

Bilim-karşıtı düşüncenin ve “alternatif olgular”ın yükselişini nasıl ifade edersiniz?

Ortak olgulara sahip olmak için ortak bir gerçekliğe ihtiyacınız vardır. Bu ihtiyaçlar kilisede, sınıflarda, münasip gazetecilikte, meslektaş denetiminde vs tesis edilir. … Bunun hakikat-sonrasıyla (posttruth) alakası yok. Büyük insan gruplarının iklimin değişmediği farklı bir dünyada farklı gerçekliklerle yaşaması gerçeğiyle ilgili bu.

İkinci bilim savaşı hiç değilse bizi, bilimin ve teknolojinin politikadan ayrılmış olabileceği fikrinden kurtardı. Ayrı olamayacaklarını hep söylemişimdir. Bilim hiçbir zaman politik yanlılıktan muaf olmamıştır. Çok büyük olası politik sonuçları olan meseleler üstüne yansız veri üretemezsiniz. Bu, iyi bilim yapamayacağız anlamına gelmez fakat bilim insanları niyetlerini, değerlerini ve ne tür kanıtların fikirlerini değiştirmelerini sağlayacağını açık bir şekilde ifade etmeliler.

Bilim insanları bu yeni savaşı nasıl yürütmeli?

Bazı bilim otoritelerini yeniden kazanmak zorunda kalacağız. Bu da bilim çalışmaları yapmaya başladığımız noktaya tamamen zıttır. Bilim insanları saygınlıklarını artık geri kazanmalı. Fakat çözüm aynı: Bilimi, eylem halinde bilim olarak takdim etmelisiniz. Riskli olduğunu kabul ediyorum, zira belirsizlikler ve ihtilaflar yarattığımız kesin.

Avustralyalı kamu etiği profesörü Clive Hamilton bilimin stratejik sebepler bakımından tartışılmaz olduğunu belirten “stratejik özcülük” adında, başka bir savunma hattı teklif etmişti. Bu kulağa mantıklı geliyor fakat uzun vadede bilimsel bilginin daha gerçekçi bir tasavvuruna ihtiyacımız var. Ayrıca tartışma durumuna ve mevcut güven eksikliğine bakılırsa öylece geri dönüp iklim değişikliğinin “sadece bir olgu” olduğunu ifade edemeyiz.

Öyle değil mi ama?

Hayır; bilim, iklimin nasıl işlediğini anlamaktan daha karmaşık ve dağınık. Bu, tamamen anladığımızı ifade eden bir kesinlik yanılması, bilim idealinden bir kalıntı.

Ama iklim değişikliğinden şüphe edenler de stratejik olarak belirsizliği kullanıyor.

Orası doğru ama belirsizlik, politikanın önünü kesmek veya onu rafa kaldırmak için meşru sebep olmamasında. Muhakkak araştırmaya sağlanan kaynağı kesmek için de sebep yok. Bu gerçek bir suç: istenmeyen sonuçlar üretme ihtimali olan araştırmaların kaynağını kesmek. Bu arada buna “şüphecilik” demek, ıstılahın aşırı kullanımıdır.

Emeklilik sonrası planlarınız nelerdir?

Artık halletmem gereken daha az şey var fakat çalışmama devam edeceğim. Yine, Laboratory Life gibi labla saha araştırmasının “kritik bölge” (critical zone) denen bir alanda birleşimi olan, Dünya’nın dış yüzeyinin incelenmesine dair bir kitap üstünde çalışıyorum. Coğrafya kimyacılarını, biyokimyacıları ve jeopolitikacıları gözlemliyor olacağım, Dünyanın kendini düzenleyen/otomatik bir sistem gibi işlevini yerine getirdiği varsayımıyla hareket eden Lovelock’çu yaklaşımı da kullanarak birçok farklı araştırmacıyla konuşacağım. Ve evet; sanırım bu çalışmayı etraflıca tarif etmek bilime duyulan güveni yeniden inşa etmeye katkı sağlayacak.

Jop de Vrieze, “Bruno Latour, a veteran of the ‘science wars,’ has a new mission“, ScienceMag, 10 Ekim 2017’den tercüme edilmiştir.

Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer