Bir İkbal Şebekesi Olarak AKP

Browse By

Print Friendly, PDF & Email

Oğuz Karayemiş

Şüphesiz ki AKP üzerine binlerce değerlendirme yapıldı, daha da yapılacaktır. Belli politik ihtiyaçlar, belli pozisyonlar oluşturur ve belli pozisyonlara yerleşerek, o pozisyonun perspektifinden belli analizler gerçekleştiririz. Herhangi bir politik analize olası toplumsal değerini veren şey, onun analizinde ifade olunan, politik pozisyon ve somut durumun işlevsel bir tasvirini sunma becerisidir. Her analiz, bir taktik ve pratiktir: “Söylemek, eylemektir.”

Bu yazının başlangıcı, Cemal Dindar’ın dünkü (31 Ağustos 2014) Birgün Fikir’de çıkan “’Yeni Türkiye’ fantezisi olarak AKP Kongresi” başlıklı yazısının sonunda sorduğu şu muazzam sorudur: “AKP kimin fantezisidir ve Türkiye’nin ruhunu belirleyen dinamikler nelerdir?”[1]

AKP seçmeninin, daha doğrusu AKP gibi partilerin –ve belli bir anlamda bütün burjuva partilerinin- iktidarda tutunabilmesinin çağdaş mekanizmalarını anlamak, iki nokta üzerinde ısrara bağlı gibi görünüyor. Birinci nokta, politik çatışmanın sahasının, günümüzde insanların bilinçleri düzeyinden, bilinçdışı (ya da Cemal Dindar’ın ısrarla düzelttiği gibi bilinçsiz) süreçler düzeyine hareket etmiş olduğu gerçeği. İkinci nokta ise bununla bağlantılı olarak, kapitalizmin, öznelleşme süreçlerini denetim ve sömürü ilişkileri ile sarmış olması, dolayısıyla basit bir boyunduruk değil ama, doğrudan öznellik üretiminin denetimi yoluyla her zamankinden daha çok bir kölelik düzeni olması. Dindar, “AKP kimin fantezisidir?” diye sorduğunda, psikanalitik bir sezgiyle, AKP’nin fantazmalar, yani arzu yatırımları, yani bütün bir libidinal faaliyet alanında işleyen bir yanı olduğunu söylüyor. Fakat psikanalitik duyarlılıkla ortaya konan bu sorunun cevabının, psikanalizin kendi içinden cevaplanmasındansa –bu ne arzulanır, ne de mümkün görünmüyor-[2], sorunun izini –sorunu da biraz kaydırarak- şizoanalitik duyarlığın perspektifinden sürmeye çalışalım.

İki Sözce

AKP seçmenlerinin çoğunun, özellikle seçimlerden önce şunu söylediklerini çok duymuşsunuzdur: “AKP döneminde herkesin evi oldu.” Bu birinci sözcemiz olsun. İkincisi ise, çok karanlık bir anda, Soma’daki işçi katliamından iki gün sonra Somalı bir işçi tarafından dile getirildi: “Madene tekrar inmek zorundayım, çünkü kredi borcum var.” Bu iki sözceyi birbirine bağlayan ise şüphesiz banka kredileri düzeneğidir: “Akp döneminde herkesin kredi borcu oldu.” Ev, KOBİ ve tüketici kredileri tarafından yaşam standartları yükseltilmiş milyonlarca insanız. Bu kredi düzeneğinin yarattığı şey kesinlikle, bir “salt ekonomik boyunduruk” değildir, bu meseleyi tamamen yarım olarak anlamak olurdu. Kredi düzenekleri, ikbal, yani daha iyi bir gelecek ve yaşam arzularını tetikleyerek, bu arzu yatırımlarını kendi üzerlerinde toplayıp başka etkenlerle de birleşip denetimi ve sömürüsü altına alarak, belli bir tip öznelliğin üretimini sağlar. Lazzarato ve bir çok çağdaş teorisyen, günümüz insanının borçlandırılmış insan olduğunu söylediğinde[3], kastettikleri, önceden var olan bir insanın borçlandırıldığı değil ama çok daha keskin ve düz bir şekilde anlaşılması gereken bir ifadeyle, günümüz dünyasında temel öznellik üretiminin ürününün borçlandırılmış insan olduğudur. Bu, basit bir boyunduruk olarak bilincimizin ele geçirilmesi değil, bilinçsiz süreçlerin ele geçirilmesi olarak makinesel bir köleliktir. Yani, öznelliğimizi biçimlendiren temel tekilliklerin –arzular, duygular, duygulanımsal kapasiteler, dil, göstergeler vs.- ve toplumsal ilişkilerin, kapitalizm tarafından sömürü ve denetime açılmasıyla gerçekleşen bir süreçtir.

AKP, işte tam da bu bilinçsiz düzeyde işleyen birçok farklı tekil iktidar aygıtının, hükmetme tekniklerinin, iktidar kurumlarının vs. oluşturduğu bir ağın özel adıdır. Bu ağ, Ali Ağaoğlu’nu ve yoksul Somalı işçileri aynı anda finanse eden bankaları, kentsel talanın öznesi olan ulusal/uluslararası “mülksüzleştirme ağları”nı, yoksulların ve zenginlerin arzu yatırımlarını, bürokratik kurumlarıi yeniden biçimlendirilmiş aileyi, eğitimi vs. kapsar. AKP işte tam da bu anlamda, insanların ikballerini kendisine bağlamayı başarabilen, kredi borçlarının hem bankalar hem borçlular üzerinden ödenebilirliğini, yani istikrarı güvence altına alabilen, yeni öznellikler biçimlendirmeyi başarabilmiş olan bu şebekedir. AKP ile seçmeni arasındaki ilişki, temelde bir arzu ilişkisidir, tıpkı diğer neoliberal hükümetlerde –sözde-sosyal demokratından liberaline, nihayetinde sağcısına kadar- olduğu gibi.

Bir KOBİ kredisi sayesinde, birçok aile işe ve birkaç şanslı aile ise daha üst standartlara sahip olur. Ev kredileri, insanları ev sahibi haline getirir. Sıradan tüketici kredileri, yeni ve orta sınıf bir yaşam standardına erişim arzularını hem kışkırtır, hem tatmin eder; ve işte bütün bu kışkırtma/tatmin etme, yani libidinal arzu yatırımı mekanizmaları aracılığıyla da, insanların”ne olmak istediği”ni denetim altına alarak, kolektif olarak kendimizi ve dünyayı üretme kapasitelerimizi sömürür. Borcunuz katlandıkça, daha fazla çalışma ihtiyacı hissedersiniz, giderek daha ağır şartlarda çalışmaya başlarsınız. Sonsuz borç, sonsuz iş yüküne yol açar, giderek bütün hayatınız kapitalist iş tarafından kuşatılır ve massedilir. Bütün zamanınız sermayenin zamanı haline gelir. Kapitalist iş için giderek daha fazla varoluşsal niteliğinizi pazara çıkartırsınız: Duygulanımsal ve duygusal yeteneklerinizi, dil yeteneklerinizi, iletişim becerilerinizi vs. Giderek daha fazla esnekleşir, giderek daha fazla yoksunlaşırsınız. Orta sınıf yaşam standartları oluşturma arzusu, giderek daha ağır koşullarda proterleştirilmeyle, yani giderek yaşamlarınız üzerindeki kontrolün sizden sermayeye geçmesiyle sonuçlanır. Borçlandırma yoluyla sınıflaştırma, güncelliğimizin en temel proterleştirme mekanizmasıdır.

Seçmen Profili Değil, Öznellik(ler)

İşte bu açıdan, AKP durumunda –ve herhangi bir kapitalist durumda-, analiz kendini, hazır nesnelermiş gibi ele aldığı insanların görünür niteliklerini alt alta yazmakla sınırlandıramaz. “AKP’li aptallar”, “kendi celladına âşık Aleviler” vs. gibi analitik kategori olmaktan çok, hakaret olan bazı sözcelerin doğum yeri, böyle bir politik analiz anlayışıdır. Daha iyi ihtimallerde ise, araştırma şirketlerinin yaptıkları gibi örneğin, profiller çıkartılmakla yetinilecek, sonrasında ise, hazır ve kolay kolay değişmez olarak düşünülen bu niteliklere uygun politika stratejileri aranacaktır. “Herkesi kapsayan politika” gibi sözde-muhalif-politik hedeflerin doğum yeri de burasıdır.

Oysa “söylemeyi eylemek” olarak belirlemiş bir politik analiz, nesnelerine “önceden var olan, hazır ve stabil varlıklar” olarak muamele etmez, asıl amacı o “nesnelerin” üretildiği, öznelerin kendilerini özneleştirdiği alanı ve o alandaki eğilimleri analiz ederek, farklı özneleşme olasılıklarını keşfe çıkmaktır.

İşte böyle bir analizin açısından bakıldığında, AKP özel adını taşıyan bu ikbal şebekesinin, insanların kendi ikballeri için arzularını tetikleyerek, bu arzu yatırımlarını üstlerine çekmek yoluyla, öznellikler ürettiği görülebilir hale gelir. Belediye yardım hizmetlerinden, kredilere; iş bulma imkânlarından, istikrar üretimine; dinsel sözcelerden, yasal düzenlemelere vs. bu bir seçmen profili oluşturma değil, öznellik mekanizmaları biçimlendirme meselesidir. “Türkiye’nin ruhunu belirleme” meselesidir. Ali Ağaoğlu’nun “Maslak 1453” için duyduğu arzu ile yoksul birinin alacağı daha iyi bir model akıllı telefon için duyduğu arzuyu, eklemleyebilme becerisine sahip olma meselesidir. Bu da temelde kredi mekanizması ile sağlanır: Neticede, ikisinin de kredi çektiği banka aynıdır ve ikisinin de “işleri iyi gitmezse” borçlar ödenmez ve ne inşaat tamamlanabilir, ne de cep telefonu alınabilir. İkisinin de istikrara muhtaç olduğu açıktır.

İkbal, Kurtuluş, Özgürleşme

İkbal politikası, yani ikbal arzusuna dayalı özneleşme tipleri üretmeye dönük kapitalist AKP politikası, bireysel veya ailevi düzeyde bir kurtuluş imkânı yaratmaz. Daha ziyade, özneleştirdiği özneleri, sonsuz kredi borcuna ve bu yolla düzen ve istikrar aygıtlarına bağlayarak onları giderek daha çok kapitalist formasyonun bir parçası haline getirir: Büyük ve son model jiplere binen mütedeyyin imgesi. Daha iyi yaşam hayallerini sömürür, onları borç kâğıtlarına tahvil eder. Malik olmanın –ev sahibi, akıllı telefon sahibi, iş sahibi, meslek sahibi, maaş sahibi, sigorta sahibi olmanın- zevklerini üretir, arzuyu kıstırarak, her tür gerici tepki üretimine giden yolu açar. Avrupa’da sağın, Ortadoğu’da IŞİD’in yükselişi, çağdaş kapitalizmin temel politikasının eğilimlerini cisimleştirmesi açısından dikkat çekici örnekler ve acilen dersler çıkarılması gereken fenomenlerdir.

Bir zamanlar AKP’nin “Kemalizm tarafından periferiye itilmiş Müslümanların kurtuluş hareketi”, hatta “devrimci bir hareket” olduğunu söyleyen kültürelci, liberal, hatta neo-Gramscici bütün analizler, bugün ya berbat bir şaka, ya da korkunç bir manüplasyon gibi geliyor kulağa. AKP, Müslümanlara –ve kendi şebekesine bağladığı herkese- bir kurtuluş değil, ikbal verdi ve zaten başka da bir şey asla vaat etmedi. AKP, bir ikbal fantezisidir. Bedeli ise, bütün sektörlerde ve katmanlarda, bütün özneler için borçların büyümesi olan bir fantezi… Kendini lüks ve refah içinde düşleyen sıradan insanın fantezisi… Tek bir uyarı yapmak gerekir: Bu sıradan insan başından beri oradaymış gibi görünse de, AKP’nin tarihi boyunca, çeşitli düzeylerde ve çeşitli biçimlerde üretilmiş ve yeniden üretilmiştir.

Bu ilk bakışta karanlık gibi görünen tablo, kesinlikle ne karanlık ne de çıkışsız değildir. Zira eninde nihayetinde, ister AKP olsun, ister IŞİD olsun, isterse de dünyanın başka bir yerindeki neoliberal yönetimler olsun, onların kendilerinin özel adı oldukları ikbal şebekeleri ve öznellik üretimi aygıtları, ancak ve ancak kendilerinden önce gelen bir kolektif yaratıcılık kapasitelerini sömürebilir, kendilerine mal edebilir, denetleyebilir. Yani bütün bu iktidar ve sermaye oluşumları, eninde nihayetinde, bizler, bizlerin üretici güçleri sayesinde var olabilirler. Dolayısıyla, bize dayatılan özneleşme tarzlarını, yaşamlarımızın bireysel ikbal ve konfor içinde yaşam arzuları tarafından işgalini, başka bir yaşamı üretecek farklı arzu ve ilişkileri üreterek ve kendimizi bu arzu ve ilişkilerde üreterek durdurabiliriz. Başka özneleşme tarzları, yani kolektif özgürleşme imkânları üretme kudretimiz bakidir.

 Sonuç Yerine: Pratikler, Dayanışmalar ve Gelecek

Bir açıdan şimdiden örümcek çok yol aldı. Çağımızın politik hayvanı köstebek değil ama muhtemelen örümcektir: Oradan oraya giden, çeşitli noktalar arasında ağlar ören, kesişim noktaları oluşturan, ilişkiler kuran ve yıkıp yeniden kuran. Bu kıvraklık, üretkenlik ve ilişkisellik, hem çağdaş politik özgürleşme imkânlarının nitelikleri, yani olası yeni kolektif özneleşmeleri üretebilmemizi mümkün kılan koşullar; hem de çağdaş kapitalizmin ve iktidar ağlarının kendine mal ettiği ve sürekli olarak üretilmesini kışkırttığı öznelliğin temel çizgileridir. Bizatihi, üretebildiğimiz, kıvraklığa ve ilişkiselliğe sahip olabildiğimiz için, kapitalizm tarafından sömürülüyoruzdur. Bugün için sömürü ve iktidarın sürekliliğini sağlayan şey, aynı anda ve bir imkân olarak, ondan özgürleşmemizi de sağlayabilecek olan şeydir.

Peki, ama ilk adımlar ne olacak? Çoktan olmakta olana bakalım: Gezi olayı, işgal evleri, işgal edilmiş fabrikalar, ama sadece bunlar mı? Elbette hayır: bütün çirkin rekabete, “bütün iğrenç sevilme arzumuza” rağmen, hala sevebilme ve dost olabilme çabamız ve becerimiz. Bugün için sevgi ve dostluk, yani bizi kapitalist ilişkilerin ve kışkırtmaların, iğrenç iş rekabetinin vs. varlığına rağmen, paylaşımı ve ortaklığı sürdürmeye teşvik eden ilişkilerimiz, hiç olmadığı kadar büyük bir politik içerik kazanıyorlar. Kredi/borç mekanizmalarına düşmekten bizi koruyabilecek, sürekli genişleyen, yeni ilişkilere doğru açılan, özgür ve eşit bir yaşam arzumuzu, özgürleşme arzumuzu üreten, kolektif ağlarımız. Elimizde bunlar var ve kesinlikle “hiç yoktan iyidir”den çok daha iyi durumdayız.

Kredi/borç tutarı büyüyor, giderek daha büyük bir miktar dolaşıma sokuluyor, giderek daha büyük bir miktar geriye ödenemiyor. Olası bir kriz, ikbal ekonomisinin en zayıf öznelerini vuracaktır. Fakat zannedilebileceği gibi, bu kriz, ikbal arzusundan, özgürleşme arzusuna doğallıkla bağlanılmasını sağlamayacak; ikbal şebekesi tarafından üretilmiş olan öznelliklerden doğalıkla politik özgürleşmeye bağlanacak yeni özneleşme tarzları doğurmayacaktır. Tersine. Muhtemel bir krizin, kapitalizmin mevcut kriz yönetimi becerisi altında,  giderek daha faşizan, giderek daha korkunç iktidar tarzlarına gebe olduğu açıktır. İkballerini AKP vb.ne bağlamış olan milyonlarca insan, krizi kendi varlıklarına ve fantezilerine bir saldırı olarak algıladıkları oranda, öfkelerini, saldırganlıklarını ve hayal kırıklıklarını örgütleyecek olan oluşumlar, ilk elde istikrar ve düzen vadeden daha faşist, daha sağcı oluşumlar olacaktır: Avrupa’da ve Ortadoğu’da olduğu gibi.

İşte bu gerekçeyle, başka bir yaşamı doğrudan doğruya kurmanın bir yolunu bulmak, yaşamı kapitalizmden özgürleştirmek için hemen şimdi harekete geçmek zorundayız. Kapitalizm, bilinçsiz süreçlere egemen olduğu oranda, herhangi bir bilinçlendirme çalışmasının, herhangi bir pedagojik yaklaşımın kimseye bir faydası kalmaz. Herkesin, her şeyin son derece farkında olduğu bir çağda yaşıyoruz. Başka türlü bir yaşam arzusu uyandırmak, arzuyu kıstıran, onu kapan iktidar aygıtlarının elinden, yeni kolektif arzu yatırımlarını tetikleyerek kaçmak dışında bir yol yok. Bu yol da, ancak yaparak, yapma yoluyla göstererek oluşturulabilir. Küçük bir pratik olarak başlayan Gezi Parkı’na çadır kurma eyleminin, uygun bir ortamda kendini yayarak çoğalttığı o anı hatırlayın. Çadır kurmak, yani işgal etmek, hem ortak olanın geri alınışı, hem de yeni bir yaşımın hemen oracıkta kolektif bir pratik olarak kuruluşu anlamına gelmişti. İşte aynı bunun gibi kendimize bu “sermaye kaosunda”, “tutunacak tahtalar” yapmalıyız. Kaosun içinde yeni yaşamı yaratmak, milyarlarca küçük, tekil ve isimsiz çabanın ortaklığından başlamayacaksa, hiçbir yerden başlamayacaktır.

 


[1] Vurgular bana ait.

[2] Bunu gerekçelendirmediğim için beni bağışlayın, yeri burası değil. Sadece şu kadarını söyleme cüretim bağışlansın: psikanaliz, şizoanalizin açısından, aileciliğin, ödipal üçgeninn ve bireyleştirmenin evrenselleştirilmesi –ve bu yolla gizemlileştirilmesi, tarihdışılaştırılması- kiplerinden ayrılamaz görünüyor. Oysa şizoanaliz açısından, sorun bütün bu üretilmiş “yapıları” kendi üretimlerinin tarihselliğine iade etmek sorunudur. Üretim ile ilgili sorunun az çok metin boyunca berraklaşacağını umarım.

[3] Maurizio Lazzarato, Borçlandırılmış İnsanın İmali, Açılım Kitap, 2014, çev: Murat Erşen

One thought on “Bir İkbal Şebekesi Olarak AKP”

  1. Pingback: (Sol) Liberalizmin Zayıf Düşüncesinin Karşısında Kritik Bir Panorama – Dünyanın Yerlileri/Xwecîhên Dinyayê
  2. Trackback: (Sol) Liberalizmin Zayıf Düşüncesinin Karşısında Kritik Bir Panorama – Dünyanın Yerlileri/Xwecîhên Dinyayê

Comments are closed.