Browse By

All posts by Nalan Kurunç

Zoe İle Düşünmek: Rosi Braidotti İle Söyleşi

Psişik yapılar ve fikirler, fiziksel türler kadar ölümlü ve savunmasızdır. Bugün soyu tükenmekte olan şey olanaklı olana dair bir anlam ve ölçüttür. Toplumsal, politik, kavramsal ve etik ufuklarımızın günden güne küçüldüğüne ve daraldığına tanıklık etmekteyiz. Tam tamına birçok insanın kaçırdığı kavramsal çekirdeğe değindin. Geçen hafta Colombia üniversitesinde bir ders veriyordum ve bir öğrencim şöyle dedi, “Ama 30 yıllık bir post-yapısalcılığımız var, monizmi nasıl atladık?” Ben de “Ne kadar iyi bir soru” dedim. Çünkü Spinoza’ya geçiş dilbilim dalı ile yeni materyalist dal arasındaki farkın neredeyse özüdür. Althusser’in öğrencileri Spinoza’yı Hegelciliğin sınırlılıklarına karşı bir panzehir olarak geri getiriyorlar, en iyi örneği Doğu Avrupa Komünizmi katastrofu. 1968 civarlarında demleniyor ve 68’in yenilgisiyle güçleniyor. Birçok yönden dünyayı değiştiren, ancak politik olarak işe yaramayan olağanüstü bir kültürel devrimdi. Dolayısıyla, siyaset açısından diyalektik politik sistemin de liberal demokrasinin de işe yaramadığı ortada. O halde neye ihtiyacımız var? Monistik bir sisteme. Çözüm bu.

Kayda Değer Farklar: Elizabeth Grosz ile Söyleşi

Materyalizm, sıklıkla idealizm ontolojisine karşıt bir biçimde kurulan bir ontolojidir. Bu karşıtlık materyalizm ister atomculuk ister fizikalizm isterse de diyaletik terimleriyle anlaşılsın materyalizmin ne olduğunu çerçeveleyen Batı düşünce tarihine dahil olduğu için kendime yine de materyalist demeyeceğim. Gerçeğe veya evrene dair, orada olanı maddeye indirgemeyen, maddenin kendi içinde taşıdığı nüansları ve ideallik katmanlarını kavramsallaştırma becerisine sahip bir anlayışla ilgileniyorum. Benim için bu ontoloji, üzerinde var olduğumuz açık bir zemin ve tüm eylemlerimize olanaklılık ufku oluşturduğu ölçüde, bir siyasettir (ve etiktir). Bize kendi başına bir siyaset (ya da bir etik) önermez, ancak bizi siyasal ve etik eyleme yönlendirir.

Maurizio Ferraris ile Röportaj

Benim gerçekçiliğim öncekilerden farklı çünkü spesifik olarak postmodernizme tepki gösteriyor. Gerçekçiliğin diğer biçimleri gerçekçilik-karşıtlığının diğer biçimlerine tepki gösterdi: Örneğin bir ad vermek gerekirse, 1912 Amerikan yeni gerçekçiliği yeni-Kantçılığı eleştirdi. Her gerçekçilik, kendi gerçekçilik-karşıtlığına sahiptir ve belirli tarihsel koşullara karşılık verir. Benim yeni gerçekçiliğim ise, postmodernizm için tipik olan ayrım gözetmeyen konstrüktivizme tepki gösteriyor. Tabiri caizse, göller ve dağlar da dahil her şeyin toplumsal olarak inşa edildiğinin düşünüldüğü zamanlar vardı. Şimdi örneğin bir faturanın toplumsal olarak yapılandırıldığını kabul etmem hiç zor değil; belki bazı açılardan (hepsi değil) karizma veya güzellik gibi şeyler de toplumsal olarak inşa edilmiştir. Gelgelelim, göller ve dağlar kesinlikle değil: Bunun bir karşılığı yok ve bunu söylemek (hatta önermek bile), felsefeyi tüm ciddiyetinden yoksun bırakmak, onu beyhude bir masal haline getirmek demektir.

“Madde hisseder, konuşur, acı çeker, arzular, özler ve anımsar”: Karen Barad ile Röportaj Bölüm 1

benim için faillik değişen derecelerde birinin veya bir şeyin sahip olduğu bir şey değil zira bağımsız olarak var olan birey kavramını yerinden etmeye çalışıyorum. Gelgelelim bu, failliğin önemini inkâr etmek değil, tersine, fail mefhumunu ilişkisel ontolojilere uygun şekilde yeniden işlemektir. Faillik hali elle tutulamaz, kişilerin veya şeylerin mülkiyetinde değildir; faallik bir sahnelemedir [enactment], dolaşıklığı yeniden düşünme olanaklarına dair bir meseledir. Dolayısıyla, faillik, liberal hümanist anlamda seçimle ilgili değildir. Daha ziyade, bu pratiklerin işaretlediği sınırda vurgulanan şeyler ve dışarıda bırakılanlar da dahil olmak üzere, bedensel üretimin maddi-söylemsel aygıtlarını yeniden yapılandırma olanakları ve bunlara dair hesap verebilirlikle ilgilidir.

Feminizm ve İşin Reddi

O halde, şu anda örgütlendiği ve dağıtıldığı haliyle, toplumsal yeniden üretim işini “reddetmek” ne demektir? Feministlerin öğrendiği gibi, ev içi emeği reddetmek, potansiyel olarak daha kapsamlı sonuçlara sahip olan çok daha zorlu bir projedir. Kanımca, bu alanda işin reddi, azami olarak, ev içi yeniden üretim emeğine dayalı toplumsal ilişkilerin kurumsal temel taşı olarak aileyi ve bunun ideolojik desteği olarak aile ahlakını eleştirir. En geniş anlamıyla ise bu, iş ve yaşamın bütün örgütlenmesine karşı çıkmak demektir.

Kültürel Bir Olgu Olarak Müziğin Toplumsal Yeri ve Batı Merkeziyetçilik

Nalan Kurunç Müzik antropolojisi bağlamında dile getirilen görüşlerin bir kısmı “müziğin evrimi”, “müziğin evrenselliği” konuları üzerine yapılan tartışmalardan oluşur. Konuya bir girizgah olarak, müzik eleştirmeni, besteci ve yazar İlhan Mimaroğlu’na göre, daha yüksek bir kültür evriminden uzak kalmış olmaları yüzünden sanat müziği geleneği edinmemiş toplum

Gelecekbilim Yersiz, Tarih Karar Verir

Fransa’da 1968’den sonra her düzeyde yoğun bir moleküler devrim dalgası vardı (…). Ancak problem şu ki bu eylem kiplerinin hiçbiri bir başka mücadele düzeyine geçemedi. Diğer mücadele düzeyleriyle, nüfusun diğer kesimlerinin mücadelesiyle olan tek bağ, eski sekter gruplar sistemi, eski parti ve sendika sistemleri olmaya devam etti. Gerçekleşen şey, bu hareketlere katılan entelektüel olmayanlar, deneyimler sırasında sıradan entelektüeller haline gelmesiydi. Dolayısıyla, bu entelektüel olmayanların derece derece kümeleşmesi söz konusuydu –örneğin, hareketin doğal üyesi bazı militan göçmenler zamanla göçmen nüfusunun geri kalanından tecrit edildiler. (…) Bu türden bir deneyimin entelektüellerle belirli gruplar arasında kurulan yoğun ilişkiyle bir ilgisi yok. Fakat eğer bu gruplar bilfiil diğer tüm toplumsal hareketlerden tecrit edilmişse, gerekli bağlantılardan yoksunsa, giderek uzmanlaşma ve yozlaşma süreçlerine neden olurlar. Bu tıpkı durmaksızın kendini kesen bir dalga gibidir.

Deleuze, Guattari ve Zapatismo: Thomas Nail ile Mülakat

Subcomandante Marcos 1983 yılında Chiapas’ın ormanlarında yerli köylüleri örgütlerken Deleuze ve Guattari de 1980 yılında Fransa’da daha yeni Bin Yayla’yı yayınlamıştı. Deleuze, Guattari ve Marcos, birbirlerini doğrudan etkilemeksizin aynı prefigüratif volkanik sürecin parçası oldular. Örneğin, Slavoj Žižek Deleuze’ün bugünün küreselleşme karşıtı Solun teorik oluşumuna giderek daha fazla hizmet etmekte olduğunu iddia eder (Bedensiz Organlar, xi). Zizek için bu kötü bir şey olsa da gözlemi doğrudur. Mevcut devrimci diziyi tanımlama iddiasında olduğum bu dört politik stratejinin arkasındaki teoriyi anlamak istiyorsak Deleuze ve Guattari’nin çalışması bakılacak en önemli yerlerden biri. Yeniden, Deleuze ve Guattari bu türden stratejileri teorikleştiren ilk kişiler değiller, ancak en çok satan üçlemesi İmparatorluk, Çokluk ve Ortak Zenginlik olan Michael Hardt ve Antonio Negri’lere kadar mevcut öncü dizisinin tek en etkilisi oldukları kuşku götürmez, Žižek’i yeniden alıntılayacak olursam: “Bin Yayla 21. yüzyılın komünist manifestosudur.”

Kıyamet Günlerinde Direniş, Eleştiri, Sanat ve Arzu

Nalan Kurunç 20 Kasım 2016 tarihinde Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde “Kıyamet/Kıyam Et”  sergisi kapsamında gerçekleşen ‘Umulmadık Topraklarda Başka Dünya Kaygısı: Sanat ve Psikanaliz’ paneli sunum metninden yola çıkarak kaleme aldığım yazıdır. Kıyamet denince aklıma inananların sorusu geliyor: Kıyamet ne zaman kopacak? Dünyevi yargılamayı önceleyen bizler açısındansa bugünleri

Demokratik Merkeziyetçilik ve Kendiliğindenlik

Félix Guattari Çeviren: Nalan Kurunç Politik eylem meseleleriyle ‑eğilim, grup ya da örgütlenme yöntemine karşı liderleri tanımak istemeyen veya kendi kendini ifade etmek isteyen otonom gruplar meseleleri‑ klasik bakış açısıyla ilgilenmekte ısrarcı olursak kendimizi tümden çıkmazda buluruz. Çünkü hem zenginlik ve yaratıcılık kaynağı olarak hem

Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer