Atatürk’e Bir Entelektüel Reddiye / Mithat Kutlar

Browse By

Print Friendly, PDF & Email

Kürt siyasal düşüncesi açısından çok önemli bir belge niteliği taşıyan “Mustafa Kemal’e Mektup” adlı osmanlıca eser, Avesta Yayınları’ndan çıktı.

Söz konusu eser, çağdaş Kürt düşüncesinin önemli entelektüellerinden, dilbilimci, yazar ve gazeteci Celadet Ali Bedirxan tarafından 1933 yılında; Mustafa Kemal’in Kürtlere ve Kürt kültürüne karşı geliştirdiği resmi emperyalist politikalarına dair, reddiye niteliğinde yazılmış bir eserdir, Mustafa Kemal’e Mektup”.

Cumhuriyet ideolojisinin her türlü baskıyı reva gördüğü Kürt halkının her anlamda bir varoluş manifestosu olan bu belge eser, Atatürk’ün Kürt aydınlarına yönelik gündeme getirdiği sözde “Af” politikalarının iç yüzünü ortaya koymakta, bu politikaların ikiyüzlülüğünü eleştirerek başlıyor. Eserde, bu konuda cumhuriyet iktidarının takındığı tavrın, görünürde bir demokrasi imajı çizmekten öteye gitmediğini ve bu yönüyle de söz konusu Affın ölü doğmuş bir af politikası olduğu vurgusu öne çıkmaktadır.

‘Nihayet mev’ud olan gün geldi ve af ilan edildi. Herkes kemal-i hayretle [büyük bir hayretle] gördü ki hazırlayıp propagandasını yaptırdığınız af ile ilan ettiğiniz af arasında hemen hiçbir münasebet [alaka] yoktur. Bu suretle efkâr-ı umumiyeye [kamuoyuna] iki af arz olunmuştu. Biri proje halinde kalan umumi ve şumullü [genel ve kapsamlı] af, diğeri ilan ve tatbik olunan mahdut ve adeta mücremin-i adiyeye [adi suçlara] mahsus af. Tabiri caiz ve varid [yerinde] ise hükümet-i cumhuriyeleri [cumhuriyet hükümeti] zinde ve gürbüz bir tıfıl af doğurmak istiyordu. Doğurmadı, ıskat-ı cenin eyledi.’’

bedirhan

Celadet Ali Bedirxan eserinde Atatürk’ün Kürtlere uyguladığı baskı ve tehcir politikalarının sonucunda Kürtlerin dünyanın dört bir yanında sürgün hayatı yaşamak zorunda kaldıklarına değinir. Bu noktada Atatürk’ün özellikle Kürt aydınlarına karşı hazırlattığı ve tarihte 150’likler diye bilinen kara listeden bahseder: 

‘Yüzellilikler namı altında memleketten ihraç ettiğiniz adamlar ile kendi kendine hicret etmekte bulunan kimseler cumhuriyetinizin cenup [güney] hudutlarında teşekkül eylemiş yeni hükümetler arazisine ve Bahr-i Sefid [akdeniz] havzasına geçerek merkezi Avrupa’ya kadar dağıldılar.’’

Kürt sorunu konusunda sosyolojik ve siyasal tespitlerde bulunan Celadet Ali Bedirxan, cumhuriyet ideolojisinin iktidarı ve lideri olan Atatürk’ün de Kürt meselesini açıkça ifade etmekten kaçındığını söyler. Bu durum düşünüldüğünde bugün dahi aynı devletçi ve otoriter, geleneksel yadsıma anlayışının sürdürüldüğünü söylemek mümkün. Bu yönüyle söz konusu eserin bugüne hitap eden güncel bir eser olduğu ayrıca söylenebilir. Bu eserin, bugünün AKP muhafazakâr ideolojisinin, Kürt sorununda takındığı tavrın Celadetin bahsettiği geleneksel devlet ideolojisinden bağımsız olmadığını bugün için kavramamızda da önemli bir katkısı olacağını düşünüyorum:

Paşa Hazretleri, maruf [aşikâr] olan şahsi ve medeni cesaretinize rağmen, bilmem ki neden şimdiye kadar Türkiye’de bir Kürdistan meselesinin mevcudiyetini seraheten [rahat bir şekilde] itiraf edemediniz, bu itiraf için kuvvet ve kudretine ziyadesiyle itimat ettiğiniz iradenizde o cesareti bulamadınız. Öyle bir Kürdistan meselesi ki hükümetinizi, onunla meşgul olurken kararsızlıklara, tereddütlere, ricatlara ve yarım tedbirlere sevk ediyor.’

Fakat Celadet, bu kültürel emperyalist politikalara bağlı olarak gündeme gelen Kürdistan meselesinin köklerinin, Yavuz Sultan Selim’in doğu politikalarına kadar geri götürülebileceğini ifade eder. Bu bağlamda imparatorluğun nüfuzundan pay almaya çalışmak gayesiyle Kürtlerin diğer kavimlerini imparatorluğa bağlayan aracı ve uzlaşmacı Kürt tarihçi ve aydını İdris-i Bitlisi’nin tarihi pozisyona dikkat çekmektedir:

‘Evet, Kürdistan meselesi, ne zamanınızda ve ne de selefleriniz zamanında başlamış değildir. Türkiye’de Kürdistan meselesi Kürt ümerasının, ilk Osmanlı Tarihi Heşt Beheşt [sekiz cennet] müellifi [yazarı] İdris-i Bitlisi vasıtasıyla Yavuz Sultan Selim’e sunni bir hükümdara biat ettikleri günden beri mevcuttur.’

Öte yandan söz konusu eser, Kürt dilinin varlığını ve dünya dilleri arasındaki yerini ilk defa sistematik ve bilimsel bir dizge içinde savunan bir eser olma niteliğini de taşımaktadır. Burada Kürtçe ve Türkçe karşılaştırıldığı gibi Kürtçenin üyesi olduğu Avrupa dilleriyle ilişkileri ele alınmakta ve Kürt dilinin zenginliklerine dikkat çekilmektedir. Bu yönüyle Celadet Ali Bedirxan’ın eseri, Kürtçeye dair dil çalışmalarıyla yakından ilgilenenler için de eşsiz bir analitik belge niteliğini taşıyor.

bedirhan2

Ayrıca, ulusalcı ve milliyetçi düşünceye bağlı olarak gösterilen her türlü samimiyetsiz reflekslerle, önce Ermenileri katliama tabi tutan bu resmi ideolojinin; Gayr-ı Müslimler üzerinde uyguladığı bu şiddet politikalarını ve bu süreçte kazandığı emperyalist deneyimleri Kürtler üzerinde de denenmek istendiğine özellikle vurgu yapmaktadır:

‘Ermeni tehciri esnasında taktile [katliama] alışmış olan muhafız kuvvetler bu alışkanlığı bazen Kürtler üzerinde de tatbik ettiler. Fikir adeta umumileşmişti.’

Burada dikkat çekici olan bir diğer tespit ise Celadet Ali Bedirxan’ın 79 yıl önceye dair ifade ettiği gibi bu fikrin adeta ‘umumileşmiş’ olduğunu vurgulaması, fakat bundan da önemlisi bugünün AKP’sinin de bu umumi politikanın devam ettirici unsurlarından biri olduğunu bugünden yarına hafıza tazelememize olanak tanıyan bir tespit olmasıdır. Celadet Ali Bedirxan’ın 1933’te Atatürk’e son söz olarak, aşağıdaki reddiye niteliğinde yaptığı açıklamayı; bugünkü devlet ideolojisine de karşılık geldiği için biz de buradan AKP ve iktidar düşüncesine bir reddiye olarak yineleyebiliriz.

‘Her şeye rağmen siz Müslüman kanı dökerek, Müslüman kurşunuyla ölen biçare Anadolu yavrularına acımıyorsanız, biliniz ki Kürdün de damarında ölerek öldürerek dökeceği kan her zaman için ve mebzulen [çokça] mevcuttur. Baki ihtıramatımı [sonsuz hürmetlerimi] lütfen kabul buyurun Gazi Paşa Hazretleri.’

Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer