Browse By

Gösteriye Direnmek: Karşı Gösteriler ve Görünmez Taktikler

Köstebek gibi, görmek için göze ihtiyacımız yok ve güpegündüz iş görmemize gerek yok. Sadece gösteri yüzeyinin altını iyice kazabilmemiz için araziye karşı hassas hissedicilere, yeraltının gürüldemelerini duymak için kulaklara ve keskin bir buruna ihtiyacımız var. Kamusal imajlar üretmeyi veya tüketmeyi, toplum onayı aramayı, özelleştirilmiş kamusalın diğerlerinin “kamuoyu” formunda onayladığı çarkların (Facebook, Twitter) içine katılmayı reddedebiliriz. Dışarı uzanıp, yanı başımızdaki yolu hissedip, gardlarımızı indirip, her zamanki gerekçelerimizi askıya alabiliriz. Bizi kendi hayatlarımızdan ayıran engelleri kazmak için birlikte çalışırken ancak o zaman kendimizi keşfettiğimiz akışlara bırakabilir, gösteriyi baltalayabiliriz.

Dostlarımıza

İstisna hâlinden kaçmak için gösterinin kucağına düşmeye, çıplak şiddetten korunmak için çoktan mezara verilmiş hukuk devletine ihtiyacımız yok. Ama her şeyi cesur, mesafeli ve gerçekçi bir şekilde yeniden değerlendirmeye, (öz)eleştirel cesarete ihtiyacımız var. Devrimci mücadeleyi ilerleten şey, geçmişteki başarılara melankolik bir bağlılık ya da geleceğe duyulan pasifist bir güven değildir. Aksine. Geçmiş mücadelelerdeki hataların acımasız eleştirisi ve gelecek için yeni strateji ile taktiklerin hem teorik hem de pratik inşasıdır. İçsavaşın güçlerinin, bizim kudretimizin gerçekçi bir değerlendirilişidir. Verili siyasal alandan kopuşun ve sermayeye karşı antagonizmanın tetiklenmesi ile içsavaş cephelerini baştan başa yarabilecek bir siyasetin yaratılmasıdır. Bu yüzden liberal veya sosyal demokratların demokrasisinin, burjuva parlamenterizminin arkasından ah vah etmiyoruz.

Agamben’in Ontolojisine Giriş: Sahibi Olan/Sahip Olunan Yaşamın Paradoksu

Hayatta kalmanın biçimi olarak duyumsandığı ölçüde yaşam bir tehlike ve korku mıntıkasına dönüştü; bireyin çıkarlarını nüfusun çıkarlarına göre düzenlemek üzere uygulanan güvenlik teknolojileri bu korkuyu beslemeyi, manipüle etmeyi, pekiştirmeyi sürdürmektedir. Giydirilmiş hayatlar ise bu bağlamda tepkisellikten fazlasını ifade ediyormuş gibi görünmüyor; yabancılaşmış gösteri toplumu katastrofik sarmalını poiesis’in en patetik hâllerini gözler önüne sererek ifşa ederken, kimlik siyasetleri de umut vaat etmiyor. Nihayetinde bir hayatın bir kimliği olması, ya da haklarla giydirilmiş olması, ona “sahip olanın” onu bir hayatta kalma [survival] biçimi olarak duyumsamasına engel olmuyor. Ve hatta kimlikler, “gerçek olanı tersine çeviren” gösteriyle bağlantılı oldukları ölçüde, iktidarın bireyselleştirme ve bütünselleştirme tekniklerinin kesiştiği noktaları işaret ederek nüfusun yönetimine aracı oluyorlar.

Deleuze, Guattari ve Zapatismo: Thomas Nail ile Mülakat

Subcomandante Marcos 1983 yılında Chiapas’ın ormanlarında yerli köylüleri örgütlerken Deleuze ve Guattari de 1980 yılında Fransa’da daha yeni Bin Yayla’yı yayınlamıştı. Deleuze, Guattari ve Marcos, birbirlerini doğrudan etkilemeksizin aynı prefigüratif volkanik sürecin parçası oldular. Örneğin, Slavoj Žižek Deleuze’ün bugünün küreselleşme karşıtı Solun teorik oluşumuna giderek daha fazla hizmet etmekte olduğunu iddia eder (Bedensiz Organlar, xi). Zizek için bu kötü bir şey olsa da gözlemi doğrudur. Mevcut devrimci diziyi tanımlama iddiasında olduğum bu dört politik stratejinin arkasındaki teoriyi anlamak istiyorsak Deleuze ve Guattari’nin çalışması bakılacak en önemli yerlerden biri. Yeniden, Deleuze ve Guattari bu türden stratejileri teorikleştiren ilk kişiler değiller, ancak en çok satan üçlemesi İmparatorluk, Çokluk ve Ortak Zenginlik olan Michael Hardt ve Antonio Negri’lere kadar mevcut öncü dizisinin tek en etkilisi oldukları kuşku götürmez, Žižek’i yeniden alıntılayacak olursam: “Bin Yayla 21. yüzyılın komünist manifestosudur.”

Gaston Bachelard: Filozofun Portresi

Çeviren: M. Taha Tunç (1961) Place Maubert’in yakınlarında, kitaplarla tıka basa dolu küçük bir oda. Burası, 80 yaşındaki Fransız filozof Gaston Bachelard’ın kafa dinlediği yer. Sorbonne’daki sınıfı büyüleyici bir nesildi: Bachelard, eserleriyle buradan matematikçiler, şairler –belki her ikisini birden– çıkarmayı başarmıştı. Ayrıca birkaç önemli isim

Komünizmin Güncelliği Ne Anlama Gelmektedir?

Öyleyse komünizm, bütün çatışmaların ortadan kalktığı nihai bir toplumsal aşama olarak yeryüzünde gerçekleşmiş cennet değildir. Bilakis mevcut toplumsal durumda gizemlileştirilmiş ve uzlaşmalar tarafından kat edilmiş çatışmaların yaratıcı bir kolektif kuruculuğa sevk edilmesi olarak yeryüzünde cehennemi yeniden ifadeye kavuşturmaktır. Belki de bu anlamda ateist olmaktan ziyade de pagandır. Bir tür yeni paganizm: şeytani tanrıların çokluğu, toplumsal güçlerin çoğulluğu.

Bizi Say’mayınız : Saygı versus Komünal Etik

Nizam “Gücün her türlü kutsal yüzü, insanların kendi kolektif kurtuluşlarını kendi işleri olarak görüp bunun sorumluluğunu tam olarak alamamalarının ifadesidir.” Spinoza (TTP: XVI–281) “Saygı duyacaksınız ULAN!” diye bir ses duyuldu önce Füruzağa’da. “Ramazan’da içki içmeyeceksiniz” diyordu “Hepinizin anasını… ” diyordu o ses. Öncesinde de Alperen

Öznellik ve Kriz: Kapitalist Krizin Mekanizmaları

Sermaye açısından tahrip edici değişimlerin, yani öznellikte meydana gelen antagonistik dönüşümlerin birikimi, toplumsal düzeyde çatışmayı ve antagonizmayı derinleştirdikçe bir karar anı gelip çatar. Bu karar, yeni bir yapısal uyum ile sermaye döngüsünün öznelliği uyumlu bir tarzda yeniden üretmesi ile bu dönüşümlerin kapitalizmi yıkacak bir devrimler dizisine doğru tutarlı kılınması arasındadır. Bu karar anına doğru ilerlediğimizi düşünmek için birçok belirti günümüzde mevcuttur. Fakat sermayenin komutasını yıkmak istiyorsak, öncelikle gündelik yaşamdaki moleküler direnişlere hakiki konumunu vermek ve buradan başlayarak bir devrimci hareketin inşasını düşünmek zorundayız. Kapitalizmde oluşan çatlakların, tekil direnişlerin, öznellikteki moleküler dönüşümlerin kesişimlerini sağlamak nasıl mümkün olabilir? Bu ne bir ideoloji, ne bir parti, ne bir devletin ele geçirilmesi, ne de başka bir dünyanın imkânı sorunudur. Yeni bir yaşamın, halihazırda tomurcuklanmış ve tomurcuklanmakta olan bu direnişlerden itibaren burada ve şimdi yaratılması sorunudur. Gösterebildiyse, bu makalenin bütün amacı, böyle bir yaratım ve kesişim politikası için egemen bakış açılarından kurtulmamızın gerekliliğidir. Kapitalist kriz, bizim yarattığımız bir krizdir, bu krizi derinleştirmek ve devrimci bir kristalleşmeyi tetiklemek için gündelik yaşamdaki direnişlerimizi yoğunlaştırmaya, ortaklaştırmaya ve onların başkalarının yaşamlarında da dönüşümü tetikleyecek şekilde ifadesinin olanaklarını geliştirmeye ihtiyacımız var. Hic rhodus, hic salta.

Kıyamet Günlerinde Direniş, Eleştiri, Sanat ve Arzu

Nalan Kurunç 20 Kasım 2016 tarihinde Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde “Kıyamet/Kıyam Et”  sergisi kapsamında gerçekleşen ‘Umulmadık Topraklarda Başka Dünya Kaygısı: Sanat ve Psikanaliz’ paneli sunum metninden yola çıkarak kaleme aldığım yazıdır. Kıyamet denince aklıma inananların sorusu geliyor: Kıyamet ne zaman kopacak? Dünyevi yargılamayı önceleyen bizler açısındansa bugünleri

Ekonomi ve Öznelliğin Üretimi

Maurizio Lazzarato Çeviren: Ecehan Alioğlu Marx, çalışma [work] ile metalara dair bulmacanın çözümünün anahtarını, zamanın öznellikle ilişkisinde, “zamanın” bir tür “kristalleşmesi”nde gördü. Sinema, video ve dijital teknolojiler, zamanın farklı bir kristalleşmesini ortaya atar: mekanik ve termodinamik makinelerin aksine, zamanı genel olarak değil fakat algılama, duyumsama ve

Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer