Browse By

(Sol) Liberalizmin Zayıf Düşüncesinin Karşısında Kritik Bir Panorama

Mevcut krizin makro-ekonomik göstergeler ürettiği aşikâr, reel ücretlerdeki düşüşler, işsizlikteki tırmanış, kur oranlarındaki TL aleyhine artış vb… Bu durum Haziran’daki seçimin ardından sadece makro-ekonomik değil, aynı zamanda makro-politik olarak da ayyuka çıkan bir krizin içinden geçeceğimizi gösteriyor. Fakat şimdiden AKP isimli ikbal şebekesinin kredi ve yardım aracılığıyla özneleştirdiği tüm sektörlerdeki öznelliğin derin bir krizden geçtiğini söylemeliyiz. Reel-politikada “taban” olarak işaret edilen bu öznellik ile bu öznelliği üreten borçlanma-ikbal alanı çatırdamaktadır. Bu çatırdamanın yaratacağı kırılma ve kopuşun hangi yöne (faşizm yahut devrim) yöneleceği ise belirsizdir. Kapitalist devlet savaş erkini bu kırılmaya hazırlarken, yapmamız gereken şey, bu krizin gerçek insanların gerçek mücadelelerin birikimli bir sonucu olduğu gerçeğinden hareket ederek devrimci çıkış için yeni yollar düşünmek ve eyleme geçmek.

“Madde hisseder, konuşur, acı çeker, arzular, özler ve anımsar”: Karen Barad ile Röportaj Bölüm 2

Failî gerçekçilik bir beyan değil: ayan beyan (manifest) olan, olacak, o hale getirilebilecek olan her şeyi verili olarak almaz. Tersine, dünyada geçerli olan etiksellik dokusunu takdir etmek, bu dokuya ilgiyi çekmek için bir çağrı, bir rica, bir provokasyon, bir nida, tutkulu bir özlemdir. Etik ve adalet benim meselemin çekirdeğindedir; ya da daha ziyade “benim” bizzat varlığımı, tüm varlığı kateder. Tekrarlarsam bana göre etik, madde sorularına eklediğimiz bir tasa değil, bizzat madde/mesele olmanın anlamının doğasıdır.

Bruno Latour’la Söyleşi

İkinci bilim savaşı hiç değilse bizi, bilimin ve teknolojinin politikadan ayrılmış olabileceği fikrinden kurtardı. Ayrı olamayacaklarını hep söylemişimdir. Bilim hiçbir zaman politik yanlılıktan muaf olmamıştır. Çok büyük olası politik sonuçları olan meseleler üstüne yansız veri üretemezsiniz. Bu, iyi bilim yapamayacağız anlamına gelmez fakat bilim insanları niyetlerini, değerlerini ve ne tür kanıtların fikirlerini değiştirmelerini sağlayacağını açık bir şekilde ifade etmeliler.

Maurizio Ferraris ile Röportaj

Benim gerçekçiliğim öncekilerden farklı çünkü spesifik olarak postmodernizme tepki gösteriyor. Gerçekçiliğin diğer biçimleri gerçekçilik-karşıtlığının diğer biçimlerine tepki gösterdi: Örneğin bir ad vermek gerekirse, 1912 Amerikan yeni gerçekçiliği yeni-Kantçılığı eleştirdi. Her gerçekçilik, kendi gerçekçilik-karşıtlığına sahiptir ve belirli tarihsel koşullara karşılık verir. Benim yeni gerçekçiliğim ise, postmodernizm için tipik olan ayrım gözetmeyen konstrüktivizme tepki gösteriyor. Tabiri caizse, göller ve dağlar da dahil her şeyin toplumsal olarak inşa edildiğinin düşünüldüğü zamanlar vardı. Şimdi örneğin bir faturanın toplumsal olarak yapılandırıldığını kabul etmem hiç zor değil; belki bazı açılardan (hepsi değil) karizma veya güzellik gibi şeyler de toplumsal olarak inşa edilmiştir. Gelgelelim, göller ve dağlar kesinlikle değil: Bunun bir karşılığı yok ve bunu söylemek (hatta önermek bile), felsefeyi tüm ciddiyetinden yoksun bırakmak, onu beyhude bir masal haline getirmek demektir.

Yapay Zeka, Robotlar ve Sınıf Mücadelesi

Gezegen düzeyinde yaşadığımız döneme damgası vuran eğilim sözleşmeci kapitalizmin sonudur, öyle veya böyle. Sonuç olarak, iş sözleşmesinin karşılıklılığından, finansal şiddetin tek yanlılığına geçtik ve geçiyoruz. Ve bu, ortak olana (the commons) el koyma üzerinden yürüyen bir süreç. Buna genel anlamda yeni bir ekolojik yağma diyebiliriz. Göstergelerin, teknik makineler kadar toplumsal makinelerin, estetik ürünlerin, imgelerin, dilin vs. de ekolojinin bir parçası olduğunu kabul etmek kaydıyla. Bu yüzden şu anda en önemlisi, sosyalin üreticisi olan yeni proletarya öznelliğinin fenomenolojisini yapmak ve özel mülkiyet, emek, para, değer vs. açısından yarattığı krizi analiz etmektir. Bu da Marx’ın kendi kavramlarının ötesine geçen, ama yine de Marksist olan yeni kavramlara başvurmayı gerektirir. İyiden iyiye tökezleyen kurumsal sol strateji ve taktiklerin ötesine geçen yeni strateji ve taktikler, böyle bir fenomenolojiden çıkacaktır.

“Madde hisseder, konuşur, acı çeker, arzular, özler ve anımsar”: Karen Barad ile Röportaj Bölüm 1

benim için faillik değişen derecelerde birinin veya bir şeyin sahip olduğu bir şey değil zira bağımsız olarak var olan birey kavramını yerinden etmeye çalışıyorum. Gelgelelim bu, failliğin önemini inkâr etmek değil, tersine, fail mefhumunu ilişkisel ontolojilere uygun şekilde yeniden işlemektir. Faillik hali elle tutulamaz, kişilerin veya şeylerin mülkiyetinde değildir; faallik bir sahnelemedir [enactment], dolaşıklığı yeniden düşünme olanaklarına dair bir meseledir. Dolayısıyla, faillik, liberal hümanist anlamda seçimle ilgili değildir. Daha ziyade, bu pratiklerin işaretlediği sınırda vurgulanan şeyler ve dışarıda bırakılanlar da dahil olmak üzere, bedensel üretimin maddi-söylemsel aygıtlarını yeniden yapılandırma olanakları ve bunlara dair hesap verebilirlikle ilgilidir.

Deleuze ve Guattari’nin Eserine Yaklaşmak İçin Üç Siyasal Formül

Deleuze ile Guattari’nin eseri bize, yirmi birinci yüzyılın tarihsel materyalizmini vermektedir. Bu materyalizm çok katlı yapısı, farklı alanları eklemlemesi ama en önemlisi, devrimci çalışma konusunda yorulmak bilmez ve yaratıcı enerjisiyle en çok militanlar, kendilerini kilisevari metin okumalarının ve aforozların içinde kaybeden değil, kendi zamanlarının mücadelelerine, kendi devrimci-oluşlarına kendilerini veren ve öngörülemez devrimci olayı, kapitalizmi yıkacak bir devrimci kuruluşa doğru tutarlı kılmak amacıyla çalışarak bekleyen bütün militanlar içindir.

Feminizm ve İşin Reddi

O halde, şu anda örgütlendiği ve dağıtıldığı haliyle, toplumsal yeniden üretim işini “reddetmek” ne demektir? Feministlerin öğrendiği gibi, ev içi emeği reddetmek, potansiyel olarak daha kapsamlı sonuçlara sahip olan çok daha zorlu bir projedir. Kanımca, bu alanda işin reddi, azami olarak, ev içi yeniden üretim emeğine dayalı toplumsal ilişkilerin kurumsal temel taşı olarak aileyi ve bunun ideolojik desteği olarak aile ahlakını eleştirir. En geniş anlamıyla ise bu, iş ve yaşamın bütün örgütlenmesine karşı çıkmak demektir.

Kültürel Bir Olgu Olarak Müziğin Toplumsal Yeri ve Batı Merkeziyetçilik

Nalan Kurunç Müzik antropolojisi bağlamında dile getirilen görüşlerin bir kısmı “müziğin evrimi”, “müziğin evrenselliği” konuları üzerine yapılan tartışmalardan oluşur. Konuya bir girizgah olarak, müzik eleştirmeni, besteci ve yazar İlhan Mimaroğlu’na göre, daha yüksek bir kültür evriminden uzak kalmış olmaları yüzünden sanat müziği geleneği edinmemiş toplum

İkinci Geliş

Sorun şu ki, işiniz yararsız. Artık, endüstrileşme çağında olduğu gibi zamanınıza ihtiyaç duyulmuyor. Ancak bu basit hakikati göremiyoruz, zira dilimizin sınırlarının ötesine geçemiyoruz. Acilen yeni bir emek zamanı bölünmesi geliştirilmelidir. Hedef, mevcut emek bileşimini savunmak değil, yeni bir tanesinin imkânını serbest bırakmak, genel zekayı özgürleştirmek, bilim, teknoloji ve sanata dair gücü dilimizin, işe dair hurafenin sınırlarından özgürleştirmektir.

Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer